.yolculuk mektupları – I.

Üstün körü bir yolculuğa çıkıyorum. Adımı, şanımı, nefsimi, zaman denen rüzgaların getirdiği yalnızlıklara bırakıyorum.

Bir yandan zehrimi akıtmak istiyor bir yandan unutuyorum. Ne kadar unuttuğumu bilmek için kendimi kandırıyorum. İşte hepsi bu.

Kapattığım bir rüyanın omuzlarımdan düşüp kaymasını izlemekten başka bir şey yapamam. Güzel yüzlere saklanmış iki yüzlülük fırtınasından çok yoruldum. Kocaman güzel gülüşler, içtenlik palavraları, hiç olmamış şeylere olmuş havası vermek falan filan.

Yoruldum. Yoruldu yüreğim. Bir kez daha.

Dedim ya yolculuğa çıkıyorum. Kimsenin olmayacağı, gelmeye cürret edemeyeceği kalın sessizliklere doğru koşuyorum. Bir gölge gibi silik ama peşinden gidiyorum ruhumun.

Bilmeni isterim ki oraya vardığımda bana dair hiç bir şeyi hatırlamayacaksın. Yaşamın geçişkenliğine karşı ölüm var karşımızda. O yüzden unutmak kolaydır. Yolculuk unutturur.

Sanki istediklerim bir vitrindeymiş gibi, kocaman alacalı gözlerle bakıyorum ama uzanıp alamıyor, sesimi çıkaramıyorum. Oysa konuşmaya başlasam çok güzel söylermişim gibi bir neşe var içimde. Evet neşe sanırım. Ama hayır, hayır. Karanlık, kalın sessizlikler böyle iyi.

Göreceli şeylerin yalanları karşısında kaybettim dostum o yüzden gidiyorum.

Belki bir mektup yazarım. Ama bana dair değil sana ait şeylerle dolar içi. Sana senden bahsederim. Sen alemlerinin dalgalı zamanları arasında dolaştığım her anımız için yazarım seni.

Ama sama ait ne varsa onları da burada bırakıyorum dostum. Zaman ikimiz içinde burada duracak. Öyle değilmidir zaten. Ayrılık; zaman boyutunun her iki taraf için geri dönmeyecek şekilde durmasıdır. Boyutlarımızı ayırdığımızda dostum beni orada, kaldığımız o ayrımda bulacaksın.

Üstün körü bir yolculuk dostum, korkmaya gerek yok. Geri dönecekmişim gibi, dönmemecesine…

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.