Yol Günlükleri – Vienna

Budapeşte’de geçirilen iki günün ardından, sabah 7-8 gibi Vienna’ya yolculuğumuz başladı. Otobüs sabah sislerinin arasında gözden kaybolurken, içeride büyük bir sessizlik hakimdi. Bu sessizlik iki saat aranın ardından bir Tuna nehri şehri daha olan Bratislava’da bozuldu.

Bratislava

Yerel halkın Ufo köprüsü dediği bir köprüde inip, şehre doğru ilerledik. Bu gezi, bir mola olduğundan zaman sınırlıydı. Bu yüzden çok ufak bir meydan turu yaptık. Yine de Mozartın 6 yaşında ilk konserini verdiği evi, kralın kiliseye giderken geçtiği sokağı, bazı sokaklarda duran ve hikayeler barındıran heykelleri ve ufak meydanını görmüş olduk. Kendime kalan zamanda meydandaki Starbucks’a oturup insanları izledim.

Otobüse tekrar binmek için buluşma yerine giderken, şehrin opera binasından saraya doğru giden ufak caddesinde yürüyerek, paten kayanları, ağaçları izledim.

Bratislavadan Viyana’ya

Tuna nehrinin önünden tekrar otobüse bindikten sonra Viyana’ya doğru yola çıktık. Yol sakin, bol yeşillik ve tarım arazisi, rüzgar değirmeni tarlaları eşliğinde devam etti.

Yaklaşık bir saat sonra Viyanaya vardık. Bu kente girişte önce sizi modern binalar, şirket binaları karşılıyor. İçeri doğru ilerleyip devam ettikçe, kentin dokusu değişmeye başladı ve sonunda kendimizi, sanat tarihi ve doğa müzelerinin önünde bulduk.

Viyana, yarım ay şeklinde geniş bir yürüyüş parkuruna sahip aslında. Yolu takip ettiğiniz sürece istediğiniz yere kolaylıkla varabiliyorsunuz. Turumuz da bu noktadan başlayıp, önce parlemento binası, Hitler’in ve nice başkalarının tarihi konuşmalarını yaptığı meydan ve oradan da şehrin içinde bulunan alışveriş merkezleri ve dükkanlarla dolu olan cadde de sonlandı.

Yol bizi yormuştu ve tabi hepimiz bir an önce meşhur Viyana şinitzeli yemek için bekliyorduk. İsteyen Figlmüller’de sıra bekleyip orada oyalanabilir ya da alternatif başla restoranlarda da aynı kalitede yemek yiyebilirdi. Ben alternatif bir restoran seçip aslında Türklerin işlettiği ama adı Müllerbeisl olan bir yerde yemeyi tercih ettim. Sanırım, Vienna şinitzelinin özelliklerinden birisi oldukça ince ve hafif olması, ayrıca tüm tabağı kaplayacak büyüklükte olması. Ana yemeğin öncesinde gelen balkabağı çorbası da enfesti doğrusu.

Yemek bittiğinde saat 16 civarıydı ve gelmişken, sanat müzesinde sergilenen Caravaggio eserlerini de görmem gerekiyordu. Dolayısı ile acele ile sokağa çıktıktan sonra ana cadde üzerinden hızlı adımlarla müzeye doğru yürüdüm. Müzeye vardığımda saat 16:30’du.

Müzede bir sergiyi gezebilmek için iki ayrı opsiyonunuz var. Birincisi standard fiyat 17€ olan time-slot’lu bir bilet almak. Time-slot demek sergiye belli bir süre içerisinde girebileceğiniz anlamına geliyor. İkinci opsiyon ise 30€ verip zaman kaybetmeden doğruca içeri girmenizi sağlıyor.

Ben time-slot alıp 16:45’te içeri girmek üzere müzeye doğru yöneldim. Bina’nın girişini ve ihtişamını her giden mutlak görmelidir. Müzeler; kral tarafından halkı için yapılmış olma özelliğini taşıyor. Dolayısı ile  oldukça zengin bir içerik ve atmosfer karşılıyor sizi. Merdivenlerden hızlıca yukarı çıkıp, yavaşça sergiye doğru ilerledim. Saat 16:45’i gösterdiğinde biletimi okutup içeri doğru yöneldim. 

Yaklaşık 1-2 saat orada oyalandıktan sonra hızıca, konser salonuna doğru yöneldim. Konser, Kursalon Hübner adlı bir binadaydı. Girişte çantalarımızı ve montumuzu vestiyere bıraktıktan sonra yerlerimize doğru çıktık. Romanlarda okuduğumuz, hayal ettiğimiz bir balo salonun içerisine bir sahne kurulmuş ve izleyenler için sandalyeler yerleştirilmişti. Bir süre sonra herkes yerini alınca, orkestra içeri girdi. O gece bize Strauss ve Mozart’dan parçalar çaldılar. Oldukça güzel, insanı eski dönemlere çeken bir atmosferde keyfini çıkardım.

Konserden sonra otobüsümüze binip otelimize yerleştik ve Viyana’yı bir geceliğinine de olsa görmekten mutluluk duyarak ertesi gün için hazırlanmaya koyuldum.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.