Yazılımcı Hırsları

Yazılımcı Hırsları

Ben, yaşamın ucu bucağı kestirilemeyen bir süreç olduğunu, kısa sürelik planların bile büyük bir çabayla gerçekleştiğini ve hatta çok az kere gerçekleşebildiğini düşünürüm.

İnsanlar için yaşam ile zaman bir bakıma aynı ya da denk şeylerdir de diyebiliriz. Dolayısı ile yaşamımızı önemsiyorsak zamanı da önemseriz. Boşa harcanan her bir zaman dilimi, kişinin yaşamını çürütür.

Bir şekilde dayatılan ve bizim için adına yaşam dediğimiz şeyin büyük bir kısmını “iş” yerlerinde geçiriyoruz. Emekliliğimizi daha iyi yaşamak, geleceğimizi garanti altına almak adına, bize biçilen “fabrika bandında” ilerliyor, şekilleniyor ve özgür iradeden bahsedebileceğimizi sanıyoruz. Dolayısı ile geleceği satın alma kültürü, bireylerin hırslarını ve bu hırs meselesi üzerinden insanların kavgasını başlatıyor.

İnsan içinde yetişmiş olduğu kültürü tanımadığında – ki bunu tanıması için kendini tanıması gerekir – kendi yaşamı ve dolayısı ile zamanı nasıl ve neye harcadığını bilmesi ve görmesi – gözlerini açması – zordur. Kişinin kimliğini, yetişme süresince edindiği kazanımları, yaşadığı toplumun görgüsü, kuralları ve olmak istediği, gelmek istediği noktaların birleşimi oluşturur.

Biz kapitalist ya da ona benzer dünyamızda genellikle insanların birbirinden yana şikayet ettiğini görürüz. İnsan ilişkileri bu bağlamda gelecek kaygısı taşıyan ve olmak istediği gibi olamayan insanların kavgalarından oluşur. Şirket içi hiyerarşilerin yanlış düzenlenmesi, kuşak farklılıkları, saygı gibi değerlerin anlamlarının değişmesi, insanların iş yapış şekillerinin uyumsuzluğu, bireyin hırslarını kampçılar ve bireylerin çatışmasına sebep olur.

Şirketin Önemi

Çalışma dünyasında, bireyin yaşayış kurallarının genel hatlarını şirketler belirler. Her birey işe giriş sırasında imzaladığı bir sözleşme üzerinde yaşamlarını, yani zamanlarını kiraya verirler. Şirket içi hiyerarşi ne kadar bozuksa, insanlar arası ilişkiler de doğru orantılı bir şekilde bozulur. Dolayısı ile bu kaos içerisinde, “her şeyi yapabilen” kişiler çıkar. Şirketler bir işi sahiplenen insanları aramaya başlarlar. Oysa, hali hazırda insanlar çalışmayı kabul ederek, hem ahlaki, hem fiziki olarak sorumluluk almışlardır. Yanlış hiyerarşik düzende bu sorumluluğu alan insanların zamanları da harcanmış olur. Çünkü, birey yanlış konumlandırıldığında mutsuzluk başlar. Mutsuzluk başlarsa, verim düşer, verim düşerse, kavgalar ve düellolar da başlar.

Somutlaştırmak gerekirse; örneğin, yıllarını vererek kendi alanında uzmanlaşmış birinin üstüne, henüz yolun başında, kendi çalıştığı işin ne olduğunu henüz anlamamış, iş disiplinini ve insan tecrübesi oluşmamış birini getirseniz ve bu kişi, altında çalışan diğer insanlara dikte etmeye başlarsa, uzman olan kişi ister istemez, bilinç altı ya da bilinç dışı olsun buna itiraz edecektir.

Yazılım Sektörü

Çok dar bir ölçekte incelemek istersek, ülkemizde, yazılım sektöründe çalışanların çoğu genç ve sömürülmektedir. Bu kadar çok genç insanın olması sektörün ülkemizde yeni olmasından kaynaklıdır. Sömürü düzeninde şirketler, kårlılık oranına bakar ve bunun dışında kalan her şey önemsizdir. Zaman ile birlikte daha çok kår etmek isteyen şirketler yapılarını değiştirir, çalışanlarına ve çalışan adaylarına önem verirmiş gibi yapar ve insanlara yüzeysel bir mutluluk sağlarlar.

Kimi şirket rahat ofis alanları, dinlenme odaları, kişinin kendisini evinde ya da evinde olmasa bile akşamları rahatça konaklayabileceği ve eve gitme stresine girmemesi için tüm imkanları sağlamayı bir politika olarak işletir.

Google ile beraber şirket içi yaşam alanları, halen mevcut olan o kaba, gri duvarları yıkmaya başlamıştır. Aslında olan çalışanların gözünü boyamak ve aksine mümkün olan azami yararı sağlamak için dışarıya imaj adı altında örülen bir perdedir.

Ülkemizde yazılım şirketlerinde ya da olduğunu idda eden şirketlerde de yaşam alanlarına baktığınızda, daha renkli, imkanı bol, herkesin rahat olduğunu düşündüğü alanlar oluşturulmaya çalışılmış, agile denen “çevik” çalışma kültürü benimsenmiş ve sanki böylece tabuları yıkarmışçasına, herkesin yaratıcı olduğu bir ortam sağlandığını görürüz.

Ama içerik olarak, toplum kültürümüz, biz ne kadar çevik olursak olalım, ne kadar idealist ve yaratıcı olursak olalım, insanların gelişmelerini etkiler. Çünkü insanlar arası hiyerarşi ve bilgi taslama yarışı süre gelir. Bunlara çanak tutuldukça makyajı güzel şirketler aslında parlatılmış birer çürük elmadır.

Kıdem ve İş tanımları

Dünyada ve ülkemizde, özellikle ülkemizde bu sektörün çalışanları çok hızlı bir şekilde, neredeyse mezun olduktan üç sene içerisinde Kıdemli Yazılım Mühendisi, Yazılım Mimarı, IT Manager gibi sorumluluğu yüksek ve tecrübenin yanında insan ilişkilerinde yetkinlik isteyen pozisyonları rahatça alabiliyor.

Bu kadar hızlı kariyer yolunda yükselen birini gördüklerinde, yeni mezun biri önerilen maaşları beğenmeyebilir yada henüz yeni işe başlamış biri hızlıca, diğerlerine ahkam kesecek bir pozisyona çıkmak isteyebilir.

Bu da kötü bir şirket politikasından dolayı kaynaklanmaktadır. Oysa yeni mezun bir mühendis adayının, hatta on yılı devirmemiş bir mühendisin, gerçek anlamda hangi tecrübeleri, hangi aşamaları, sindirerek, gelişerek, paylaşarak, olgunlaşarak edindiği tartışma konusudur.

Böylesine bir şirket içi kültürde, insanlar birbirini geliştirmek yerine ahkam kesmek, aşağılamak, yüksek ağızdan konuşmak gibi hırslara bürünürler. Kendisini, icra ettiği mesleğini kavrayamamış, ne yaptığı ile ilgili fikri olmayan insanlar birbiri ile uğraşmaya başlarlar.

Çağımızın iş hastalıklarından biri de budur. Düşünmeyen, farkındalığa sahip olmayan bireyler, hiçbir zaman verimli olamaz, ne oldumcuk olurlar.

Dolayısı ile şirketlerin kıdem ve iş tanımlamaları bu derece önemlidir.

Sonuç

Yukarıda bahsettiğim, şirketlerin kazanç hırsı, insanları niteliksizleştiriyor. İster eski yöntemler, ister yeni renkli, makyajlı yöntemler kullanılsın, nitelik olarak insana önem vermeyen herhangi bir düzen adil bir düzen kuramayacaktır.

Önemli olan dengeyi kurabilmek, insanlar arasında adaleti sağlamaktır. Sadece yıl sonu cirosuna odaklanan şirketler, insanların yaşamını korumadıkça, bir başarının tüm bileşenlerini oluşturanların aslında insan olduğunu kavramadıkça, kapitalizim insana zarar vermeye devam edecektir.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.