The Circle (Çember)

The Circle Film

Teknolojinin on beş, yirmi yıl içerisinde çok daha hızlı geliştiği ve geldiği noktada artık makinaların konuşabildiği, bizlerden aldıkları verilerden çıkarım yapabildikleri, bize asistan olarak  yardım edebildikleri bir dünya da yaşıyoruz. Sosyal olayları, toplumsal olayları, dünyanın bir ucundan bir başka ucunu izlemeyi, anlık çektiğimiz görüntüleri ceplerimize sığan tek bir bilgisayardan izleyebilir haldeyiz.

 

Tabi bu durum edebiyatımıza, filmlerimize ve diğer sanat formlarına da konu oluyor. Çoğumuzun George Orwell’ın 1984’ü ile tanıştığı o distopik unsurlar, bir bakış açısı ile bugün gerçekleşmiş ve dahası gerçekleşebilir hale geldiğini görüyoruz. Belki bize koca dev ekranlardan komut verenler yok, ya da istediğimiz bir an kaybolma şansımız nispeten var.

 

Peki gerçekten var mı ? Binlerce elektronik cihazın gözlerinden kaçıp hiçbir insanla iletişim kurmadan yok olabilmek mümkün mü bu çağımızda ?. Her gün yeni bir sosyal platformun açıldığı, bir gün içerisinde milyonlarca fotoğrafın, videonun çekilip, yorumlandığı, insanların gizliliğini, kişiliğini ortadan kaldıran bir dünya da bu mümkün mü ? Mümkün ise nasıl mümkündür ? Değilse etik anlamda nasıl bir dönüşüm yaşanır ? Kişisel verinin önemi kalmadığı böylesine dünya da herkes buna uyum sağlayabilir mi ?

 

Bu noktada Dave Eggers’ın kitabından uyarlanan The Circle filmi bu soruları hem soruyor hem de başka yorum katıyor. Film genç ve böyle bir dünyada doğmuş yetişmiş bir kızın, Mae, The Circle adlı firmada iş bulmasıyla başlıyor. Firma, günümüzde Apple ya da Facebook gibi milyonlarca kullanıcısı olan bir teknoloji şirketi. Biliyorsunuz son dönemde Apple’ın çember şekilde yeni bir kampüsü var. Biraz da ona atıfta bulunulmuş. Tabi bu The Circle (Çember) kavramını içerisinde bulunan herkesin hapsolduğu her şeyin birbirine bağlı, çalışanlarının sürekli iletişimde kaldığı, eğer birazcık yalnız kalmak isterseniz size hasta gibi davranıldığı bir anlamda da değerlendirebiliriz.

 

 

Mae, daha şirkete girdiği ilk günden oldukça başarılı sürekli daha iyisini arayan bir çalışan ve patronlarının dikkatini çekiyor. Filmin başlarında firmanın yöneticilerinden Bailey, bir ürün tanıtımı yapıyor. Bu ürün misket büyüklüğünde bir video kamera ve anlık olarak her görüntünün analizini de yapabilen bir özelliğe sahip. Burada ki amaç bütün bir bilgiye ulaşmak. Konuşmasının sonunda Bailey şöyle diyor; “Bilmek iyidir, ama herşeyi bilmek daha iyidir.” Bu aslında patronların niyetlerini de açıklamakta ve distopik dünyamızın ipuçlarından birini vermektedir. Daha sonrasında Mae’ye sağlık hizmeti veriliyor ve bu aşama da bir sıvı içerek bünyesine sokulan sensörler ve bileğine takılan bir cihaz sayesinde (iWatch’ı andırıyor) anlık olarak bütün sağlık bilgileri bulut ortamına yükleniyor. Bu tip hizmetler bireysel bazda çok ileri, çok güzel, çok yararlı gözükürken öte yandan aslında kişiyi fişleyen başka bir yöntemi de sunuyor.

 

Şimdi anlatıklarımı özetlersek elimizde neler var bir bakalım. Mae işe girdi, anlık olarak bütün görüntünün analizini yapan misket boyutunda bir kamera piyasaya çıktı, Mae’nin biolojik verileri de toplandı ve The Circle çalışanlarının kullandığı ortak bir network’e katıldı. Tüm bu bilgiler, yani kişinin tüm bu verileri bir noktaya toplanılmış oldu. Şirket nerede ne zaman isterse seni görebilir, duyabilir, iletişim kurabilir ve belki zehirleyebilir. Karakterimiz tüm bu olanlardan öyle sıkılıyor ki, bir gece kaçıyor ve yalnızken kendisini huzurlu hissettiği şeyi yaparken başına bir kaza geliyor. Bu kaza sonucu Mae, yüzüne karşı her ne kadar söylenmese de aslında fişleniyor ve üzerinde 7/24 taşıması gereken bir kamera veriyorlar. Bu durumda Mae’nin kişisel ve iş yaşamı arasında fark kalmıyor ve tüm dünya onun yaptıklarını izliyor.

 

İlerleyen bölümlerde Mae, bir yaratıcılık toplantısında ortaya bir fikir atıyor ve Amerikan halkını The Circle’a üye etmenin gerektiğini ve onları oy vermeye zorlamaları gerektiğini söylüyor. Bunları söylerken, gerçek demokrasinin ortaya çıkacağını çünkü artık kimsenin iki yüzlülük yapamayacağını düşünüyor.

 

Filmi izlerken, işte bilindik fişleme dünyası, insanlar kendileri isteyerek fişleniyor, bunlara çanak tutuyor vb. fikirler aklımdan geçerken, film konuyu başka bir çözüme bağladı. Mae talihsiz bir kaza sonucu arkadaşını kaybediyor. Bu aşamada, üç gün her şeyden uzaklaşıyor, biraz toparlandığında tekrar şirkete dönmesini istemeyen ailesine şöyle diyor; “Uçak kazasında biri öldü diye uçağa binmemezlik yapmazsınız, bunu öğrenir ve olmaması için çalışırsınız”. Ve sonunda yöneticilerinin sürekli sarf ettiği her şeyi bilmek iyidir maskesini indiriyor ve yaptıkları tüm gizli kapaklı anlaşmaları, konuşmaları vs. tüm dünyaya açıyor. Kısacası kendi silahlarıyla vuruluyorlar. Yani bu tip bir dünyayı sunan ve bunun iyi bir şey olduğunu sürekli empoze eden bu iki yüzlü düzenin başındakilere, “ya hep ya hiç” mesajını verdiğini okuyorum.

 

 

Evet belki dünyamızda bu distopik unsurlar mevcut ve yapay zeka ile gidişat daha da bir evrimleşme sürecinde. Bunları isteyenlerin amacı insanları zevklerine göre sömürmek onları fişlemek ve bunları gerektiğinde kötü yolda kullanmak ise eğer, önce onları fişlemek gerekir. Şeffaflık ise bu sistemi kuranlar dahil kimsenin iki yüzlü davranamamasını sağlar.

 

Tabi bu nokta da şöyle sorular geliyor aklımda; 7/24 izlensek dahi, insan doğasında bulunan iki yüzlüğü alt edebilir miyiz ? Sürekli dürüst ve yararlı işler yapma şansımız var mıdır ? Bundan emin değilim.

 

The Circle; şu an ve gelecekteki dünyamıza ilişkin güzel teoriler geliştirmiş ve düşündürmüş bir film. Bilimkurgu denemez. Mevcut halimizi ve olabilecekleri ya da olanları gözler önüne seriyor. Bu açıdan bakılabilir.

 

Filmin detayları için IMDB

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.