Siz

Siz hiç, ah işte bu o, dediğiniz, bir bakışta ruhunuzun o öteki eşini gördüğünüz, geçmişi, geleceği, şimdiyi tüm nefsiniz ile, yaşantınızla  ve bilincinizle bütünleşerek kavrayabildiniz mi ?

Ve bu kavradığınız tutkunun, keskin yargılarınızın girdabında dolaşırken, her şey o ruh eşinizle eşleşirken, hayatınızı onun kollarında, onun şefkatinde, onun gözlerinin derinliklerinde çizerken, mutluluğun kapılarına vardığınızda o kutsal ruh tarafından ihanete uğradınız mı ?

Ben uğradım.

O mutluluk kapılarının sadece yanlış bir anlaşılmadan başka bir şey ifade etmediği anlatıldı bana.

Bu mutsuzluk kırlarında hangi dayanak ile dolanabilir insan bir düşün ?

Böyle solgun, böyle keskin, böyle dipsiz bir kırgınlıkla nasıl başa çıkabilir insan ? Hangi romanlara sığınır ? Hangi dost, hangi teselliyi verebilir ? Böylesine şiddetli bir değersizlik anında hangi çığlık atılabilir ?

Ama gariptir ki bu ihanetin acılarına rağmen bir umut direnir insan. Belki o cennet kapıları açılır diye gün be gün bekler sevdiğinin önünde.

Ben bekledim.

Aptal insan o ruh tarafından hiç sevilmeyeceğini bile bile aşkın gözlerine bakıp onu kandırmak ister, o’na öyküler yazar, kitaplar okur, her şey de onu anlatır. Kendisi gibi sanır. Umut karşılığı bol bilinmez gecelerde bazen kendini kaybeder. Bir görsem der, bir yan yana gelsek, bir dokunsam der. Ruhsal ve bedenen hazlar içinde kavurur kendisini.  Belki der, belki.

Aylar geçer, yıllara döner. Belirsizlik sahillerinde dolanırsın, ola ki zaman değişir o ruhla bir yerlerde karşılaşırsan belki seni sevmeyi seçer diye.

Karşılaşma ihtimalleri üretirsin. O tüm bu ihtimallerin hepsini yıkmasına rağmen savaş açarsın. Her yolun vardığı noktaları görmeye çalışırsın. Ama bir gerçeği hep unutursun, o mutluluk kapılarında karşılaştığın ihaneti unutmak ister, görmezden gelirsin.

O seni aslında hiç sevmedi. Bunu denemek istemedi bile.

Zaman değişir, yol değişir. Hepsi bir o kadar benzer ve bir o kadar yabancıdır.

Ve bir gün yağmurlu bir günde, apartmanlarla sarılmış bir sokakta vazgeçersin ondan. Oysa daha birkaç saat önce onunla uyanmışsındır. Ama artık o yılar önce gözlerinin parıltılarında gördüğün ruh eşini sevmeyi ve onunla birlikte olma arzunu durdurur, sindirir ve ıslak bir zemin üzerinde öldürürsün.

Bunu garip bir şekilde öğrenirsin. Günah çıkarır gibi sakince nefes verirsin.

O yüzden birden her şeyin güzelliği yiter. O da diğerleri gibi o çok istediği arkadaşlık ayrımında bir arkadaş olarak yerini alır. Susmak istersin.

Ben sustum.

Böylelikle yıllarca hasret, özlem, heyecan içinde tüm arzuların ve insan olmanın gerektirdiği bilinçle beklediğin o buluşma anında her şeyi bırakmayı seçersin.

Bir anlamı kalmaz yan yana durmanın. Onun ağzından kelimelerin seslerini işitmenin bir heyecanı kalmaz. Her şey gitmiştir. Bir zamanlar çok sevdiğin, istese uğruna büyük bir memnuniyet ile hayatını birleştirebileceğin ruhla yan yana geldiğinde, geriye hüzün ve boş vermişlikten başka bir şey kalmamıştır.

Yanında iken bile gözlerin artık sönmüş lambalar gibi dalar gider uzaklara. Hüzün böyle kasvetle, boş vermişlikle, anlamsızlıkla gelir.

Yitip gider her şey.

Zamana ve yüreğine böyle bir saplantı bırakırsın bir süre. Çok önceden ölü doğan bir şeyi kabul edersin. Ve bu yas zamanlarında yola devam etmek görüldüğü kadar zor değildir.

Yürümeye başlarsın o ince çizgide.

O kadar.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.