Ömür Boynu

Birazdan gözlerimiz kapanacak ve kasvetli bir akşamdan kalan anılarımız canlanacak yeniden. Kent, ışıklarını söndürmüş olacak, biz o eski manzaramızdan bakarken. Sonra başbaşa kalacağız işte. Geçmiş zamanın içerisinde kaybolmuş ruhlarımız, geleceğin olmadığı bir yerde tekrar karşılaşacak. Karşılıklı soyunacak ruhlarımız.

Öyle ya, ekmek kırıntılarını takip edercesine geriye dönmek için bir an duraksadığımızda, ne o kırıntıların izleri, ne içinde yaşadığımız anıların kasveti, ne de defterlerde silinmeye yüz tutmuş eski dostlarımızın adı anılacak.

Toz bulutları, kavuştuğunda yaz rüzgarlarının adına, yeşermiş ölü topraklar bırakacağım sana. Düş dünyasının gerçek anlamlarında, yani yanlış yönde yol alırken, aklımızın doğru yöne doğru yöne koşması gibi, bir anda öylesine silineceğiz dünyamızın gözleri önünden.

O zaman yağmur başlayacak işte. Senin o çok sevdiğin yaz yağmurları, bitmek bilmeyen bir öykü çınlatacak kulaklarında. Özü, bucağı olmayan öyküler dinleyeceksin. Zaman ile alışacaksın, zaman ile yoldaş olacaksın ve zaman ile biteceksin.

Yağmur bittiğinde, ruhlarımız soyunmuş, hafif bir meltemle dökülmeyi bekleyen yapraklar gibi asılı kalacaklar yalnızlığımızın dallarında.

Belki yeri gelir bir çocuğun ayaklarına takıldığımda, o tozlu raflarda sararmış cümlelerin içinde bulursun beni. Kızgın noktaların, sert ünlemlerin, yaşlı alıntıların ağırlığında gülümseyeceğim sana.

İşte bak böylece göçebe sevdaların içine göçebe anılar biriktirdim. Al bunları, savur bunları… Bundan sonra ne güneş var, ne de şimşekler yüreğimde.

Bir cevap yazın

18 − 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.