Neler Oluyor ?

neler oluyor

Farkettim ki uzun zamandır blog yazısı yazmaya zaman ayıramıyorum. Onca düşünce, okuduğum kitaplar, dinlediğim müzikler, izlenen filmler, gezilen yerler hepsi geçip gidiyor, ben yazmıyorum. Özellikle ısrar eder gibiyim, ama hayatımın enteresan dönemlerinden birinden geçiyor olabilirim, henüz çözümlemedim. Bu yazıyı, blog yazısı yazmadığım dönemde nelerle meşgul olduğumu hatırlamak için yazıyorum.

 

İş halleri

Malum uzunca bir dönem “dinlendikten” sonra biricik düşmanım olan kapitalizmin pençelerine kendimi usulca teslim ettim. Derler ki, büyük konuşma hayatta ne olacağı belli olmaz. O şey hayat değil, kapitalizmdir baylar.

Sanırım sekizinci ayımı doldurmaktayım ve yaptığım işten genel hatlarıyla memnunum. Arada bir moralim bozuluyormuş gibi olsada bunların hepsi yüksek beklentilerimden sanırım. Hem bu beklentilerin içeriği o kadar boş ki… Yalnız şirket içerisinde acayip bir sirkulasyon var. Hemen aklıma, Richard Sennet’ın Karakter Aşınması (Ayrıntı Yayınları) adlı kitabı geldi. Bu kitap yaşadığımız dünyanın  malum konumundaki değişimlerin, bireysel hayatlarımızdaki etkilerini, şirketlerin nasıl dönüştüğünü, bu süreçte bireylerin nasıl ve nelerden dolayı etkilendiğini çok temiz ve anlaşılır bir dilde ortaya koyuyor. O kadar çok alıntı yaptım ki, gündelik iş hayatımda karşılaştığım şeylerin arka planlarının ne olduğunu, kişilerin ve benim davranışlarımın nelerden dolayı yaşandığını daha iyi yorumladığımı düşünüyorum. Tabi bu size bir kitap okudum ve hayatım değişti meselesi olarak gözükse de pek öyle olmuyor. Yine o eski saçma sapan tuzaklara, alışılmış zihin oyunlarına kapılıyor, kendimi amansız bir yarışa sokuyorum.

Dediğim gibi, iş yaşamım fena gitmiyor, özel zaman ve iş zamanını birbirinden ayırmaya oldukça dikkat ediyorum. Yoksa belli bir rutine girdikten sonra değersizleştiğimi düşünüyorum. İnsan bunu istemeden düşünüyor çünkü üretime olan katkımız aslında yok. Katkı sağlanacak bir üretim de yok. Belki de ürettiğimiz şeyin değeri ancak vasat olarak değerlendirilebilinir. Bir mühendisin amacı değer, fayda yaratan bir şey üretmemek olacaksa ona nasıl mühendis denebilir, 22+ yıl neden okunur, diploma alınır ? Bizler, memleketin okumuş “teknisyenleri” muamelesi gördükçe zihinlerimiz, yaratıcılığımız, heveslerimizin hiç bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Dolayısı ile Linkedin vb. yerlerde sürekli olarak motivasyon videoları, TEDx konuşmalarına mağruz kalmaktayız. Şirketlerin işçisine olan bakış açısı genelde, “senin yerine çok adam var” olduğundan dolayı sirkulasyon da çok olur. Neyse bunlar her dönemim güncel konularından birisi sanırım. Biz payımıza düşeni almakla şimdilik idare ediyoruz.

Tabi yukarıda anlattığım şeyler kişinin kendisini nerede nasıl konumlandırmak istediği ile ilgili bir koşul, bunu unutmamalı. Hayat uçsuz bucaksız ve işin aslı, temiz bir  zihin, eleştirel düşünce ile hayat (mücadele) başlıyor.

Kitaplar

Yaklaşık iki buçuk sene önce yoğun bir kitap okuma dönemine girmiştim. O dönemden bu yana goodreads’e göre 281  kitap okumuş ve devam etmekteyim. Bunun övünecek hiçbir yanı yok, bunu söylemek isterim. Olumsuz yönden bakarsam eğer; otuz yaşından sonra bazı şeyler için geç kalındığını idrak etmek boktan bir durum. Olumlu yönü ise, kendimi Matrix simulasyonundan çıkmış gibi hissediyorum. Mesela bir insan nasıl Dostoyevski okumayarak yaşamını devam ettirebilir, kim nasıl Tolstoy, Çehov, Moliere, Balzac tanımadan etmeden, klasiklerle uğraşmadan, antik felsefeye merak sarmadan, yaşayabilir ? Kim kendi hayatını üzerine fikir sahibi olmak istemez ? Komik geliyor. O yüzden bazı insanlar ile zorunlu olarak iletişime geçtiğim zaman bu büyük farkı hatırladığımdan, öfkelenmeyi bırakıyorum. Olumlu diğer yanları, hafızanın güçlenmesi, konsantrasyonun tam güç ortaya çıkması, her ortamda istenildiği zaman soyutlanabilmek diye yüzeysel şekilde örnek verebilirim. Ama şundan eminim ki, okul hayatına başlamadan önce canlı, üretken düşünce kapasitelerimiz, hayal gücümüz, herşeyi yapabileceğimize olan inancımız, okul ve çevre kaynaklı sorunlardan dolayı büyük kıyıma uğratılmış. Bu yaşımda bu hasarlı düşünce yapımdan nasıl kurtulabilir, nasıl arınabilirim bunların peşinden koşacağım bir ömür boyu.

Neyse, bu ara neler okudum onları paylaşabilirim sanırm. Malum işe ayrılan süreden dolayı ve biraz da bıkkınlık kaynaklı aylık kitap yorumu bölümünü yayınlamıyorum.

Bu ara İş Kültür Yayınları’nın yeni Türk Edebiyat Klasiklerine sardım. İlk üç kitabı Hüseyin Rahmi Eyüpoğlu’ndan, dördüncü kitabı Namık Kemal’den çıkarmışlar. Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç ve Efsuncu Baba kitaplarını okudum. Çok hoşuma gitti. Derin bir eleştiri var, tıpkı Voltaire gibi. Mizah ile toplumun boşluklarını, o dönem ile bu dönem şikayetlerimizin ne kadar benzer olduğunu görüyoruz.

Öte yandan Dante’nin İlahi Komedya’sına ve Otostopçunun Galaksi Rehberine başladım. Ama bunları tek seferde değil de zamana yayarak okumayı tercih ediyorum. Öte yandan, bilinç ve benlik ile ilgili büyük merak uyandı ve geçen ay, Zygmunt Bauman’ın Benlik Pratikleri kitabını okudum. Diyaloglardan oluşan bu kitabı doğru anlayabilmek için bir çok başka disiplin hakkında fikir sahibi olmak gerekiyor. Bu ay içerisinde de Ray Kurzweil’in İnsanlık 2.0 adlı kitabına başladım. Kitap genel hatları ile teknoloji, yapay zeka, bugünün düşünürlerinin bu konular hakkında ki yanılgılarını ya da bulgularını eleştirel olarak irdelemiş. Temel olarak, ortaya attığı “Tekillik” yani insanın evrimleşme sürecini teknolojinin gelişme hızı ve bütünleşmesini konu almış.

Ve nice bakındığım, arada raflarından indirip, öyle göz gezdirdiğim kitaplar var. Ama büyük bir roman okuma gücüm yok. Daha çok genel kültür, fikirler üzerine yoğunlaşmaktayım ama buna da pek vakit ayrabildiğimi söyleyemem.

Kitap alış verişlerim rutin olarak devam ediyor ve toplamda 1064 kitaba ulaşmışım. Sanırım yaşamımda yaptığım en iyi yatırım bu oldu.

 

Filmler

Geçtiğimiz haftasonu, Deadpool 2 filmine gittim. Uzun zamndır sinemaya gitmiyordum. Gitmememin nedenleri arasında, uzun reklam kuşağı, sinema kültürünün değişmiş olması vs. gösterebilirim. Lakin Deadpool hayranı olmasamda, sevdiğim bir Marvell karakteri dolayısı ile boş vaktimi sabah seansına ayırmış oldum ve izledim.

Serinin ikinci filmi olarak oldukça başarılı buldum. Deadpool’un alaycı dilini hepimiz biliyoruz, filmde buna ağırlık verilmiş. Gerisi Hollywood şovu.

Dün ise 2017 yapımı, Christoph Waltz ve Alicia Vikander’in oynadığı, romandan uyarlanmış Tulip Fever filmini izledim. Christoph Waltz hayranıyımdır. Bu filmde de oyunculuğunu sevdim diyebilirim. Film içerisinde, aşk, ihanet ve mutlu son görüyoruz ve öylece bitiyor. Bir boş vakit filmi diyebilirim. Ama tabi romanı önce okusaymışım daha iyi olurdu.

Netflix’te ise garip garip dizilere bakıyorum diyebilirim. Marco Polo’ya başladım ve birinci sezonu bitirdim. Ama emin olduğum bir şey var ki o da şu saçma dizi kalıplarından bıktığımdır. Aynı oyunculuk kalıpları, mimikler, sahneler, kamera açıları, mide bulantısı veriyor artık. Bir diğer yandan, bilim kurgu ve özellikle cyberpunk sever olarak Altered Carbon çok hoşuma gitti. Zenginlerin tanrılaştığı, fakirlerin şansının olmadığı distopyalardan biri gibi görünsede, içerik bakımından ve kurulan dünya bakımından izlemeye devam edeceğim.

 

Sonuç

Şimdilik böylece anlatmayı tercih ediyorum. Uzun zamandır blog yazısı yazmamıştım bu fena olmadı sanırım.

İş, ev ikileminde, paralell evrenler kurmak oldukça zor ama denemesi bedava.