Mektup Öyküleri – V

Mektup Öyküleri - V

Kuzen,

Son konuşmamızda sana, yeni bir öyküden bahsetmiştim. Hemen ertesi günü büyük bir iştahla masama kuruldum, kalemlerimi kontrol ettim, sayfalarımı hazırladım. Sana bahsettiğim şu ana karakteri hatırlıyorsun değil mi ? Senin sıkıcı ve sıradan bulduğun. Bu yargı, öyküye başlamak üzereyken bir an için şüphe uyandırdı. Haklıydın. Bu ucube karakterleri kimse umursamaz, böyle bir karakterin öyküsünden yarar gelmezdi. Ve ben de yazmayı bıraktım.

Bu sana kaçıncı mektup yazmaya kalkışmam bilemiyorum. Lakin artık kendimi kaybetmeye başlıyorum. Gündüzleri kendime dair hiç bir fikrim yok, sadece rutin bir çizelgenin sadık uygulayıcısı olarak oradan oraya savruluyorum. Eve döndükten sonra ise, orası da tam bir fiyasko sayılır. Elime kalem almayalı epey oldu. Kitaplarla da aram pek iyi sayılmaz. En ucuz kitapları bile ya yarıda bırakıyor ya da zar zor bir kaç günde bitirebiliyorum. Aklım kuzen, aklım hiç bir şey biriktirmiyor.

Bu yüzden, eski fotoğraf arşivlerini karıştırmaya başladım. İnsan, on yıl içerisinde, hem fiziksel hem manevi ne çok değişime maruz kalıyormuş bilemezsin. Ölenlerimiz, geri de bıraktıkları o kareler içerisinde sıkışmış kalmış. Bize çok benzeyen, bizden daha genç o insanlar, orada, o masalar da, yemek sofralarında, araba yolculuklarında saklanmış bize, şimdiye bakarken ne kadar habersizler başlarına geleceklerinden. Lakin şimdiki zaman içerisinden onların geçmişlerine bakarken, zamanın sürekliliği ile ilgili bir kaç kötü ya da iyi anı bırakmanın ve bunları tamamı ile hissetmemizin ne önemi var anlamıyor ve bilmiyorum.

Geceleri ise başka şeyler oluyor. Zihnimde neler döndüğüne dair hiç bir şey anımsamıyorum ama öylesine bir yük varmış gibi gelip geçen ağırlığını ölçemediğim bir çok şey var. Bir çoğu geçmiş üzerine. Yakın geçmiş, uzak geçmiş. Hepsi bir arada. Geleceğe dair, kaygılar denizi. Herşeyin geçmişte çok daha iyi olduğu telkinleri… Tüm bunlardan sıkıldım. Sanki boğazıma bağlanmış sıkı bir kemerin artık nefes aldırmamacasına bağlı olduğunu düşünüyorum. Elimden günlük rutinimi yapmaktan ve tüm bunlardan kaçmaktan başka bir şey gelmiyor.

İşte böyle kuzen. Hantal, paslı çarkların bizi dönüp dolaştırdığı yerde ister istemez durmak üzere bulunuyoruz. Okul panosuna asılmış hayallerimiz, çorak fotoğraflarımız, olmak istediklerimiz, elimizden gelenler ve olabildiklerimiz… Gerçek olan tek şey kuzen, hayatlarımızın herhangi bir öykü için yeteri kadar renkli olmadığıdır. Sen haklıydın, tüm bunlara değmezdi.