Leonardo’nun Yahuda’sı

leonardonun yahudasi

Yeni yazarlarla tanışmak benim için her zaman zorlu olmuştur. Ön yargılarım, ayırmadığım vakitler, ilgimin başka yerlere kayması… Ve ayrıca uzun bir dönemden beri ne adam akıllı kitap okuyabiliyor ne yazabiliyor ne de düşünebiliyorum. Tüm dikkatim bambaşka yerlerde sanki hiç bir şeye vakit yokmuşçasına, maymun iştahlı bir halde, her şeye yetişmek istiyorum. 

Derken, ezkaza İş bankası yayınlarının sön dönemde çıkardığı, Leo Perutz’un yazmış olduğu Leonardo’nun Yahuda’sı adlı kitaba rastladım. Yazarın adını daha önce hiç duymamıştım. Kitabın arkasında bulunan kısa öz geçmişini okuduktan ve biraz da kitabın içeriğine göz gezdirince bir hevesle başladım.

Kitabın karakterleri, karakterlerin kurgu içinde yerleştiği yerleri çok beğendim. Leonardo da Vinci’yi bir roman karakteri olarak görmek oldukça hoşuma gitti. Da Vinci, o meşhur İsa’nın Son Yemeği (The Last Supper) adlı eserini tamamlamak üzere Milano’da bulunur. Resmin tamamlanmasını bekleyen herkes üstadın neden bir türkü resmi tamamlamadığı ile ilgili bir sürü söylenti geliştirir. Milano dükü, üstada serzenişte bulununca, üstad, henüz Yahuda karakterini görmediğini, böyle birini bulamadığını söyler. Yahuda’yı bulabilmesi için, kibirinden dolayı sevgisinden, büyük tutkusundan bile vazgeçebilecek birini görmesi, tanıması gerekir. Sayfa 15’te geçen şu dialog kitabın özünü oluşturmaktadır.

“Sırrı ve Yahuda’nın günahı neydi biliyor musun sen ? İsa’ya neden ihanet ettiğini ?” diye sordu üstat Leonardo.

“İsa’ya onu sevdiğini anladığı için ihanet etti”, diye cevap verdi delikanlı. “Onu çok sevmek zorunda kalacağını anladı ve kibri buna izin vermedi”.

“Evet, Yahuda’nın günahı kendi sevgisine ihanet edecek kadar kibirli olmasıydı” dedi üstat Leonardo. 

Kendi sevgisine ihanet edecek o kahraman ise Alman bir tüccar olan Behaim’dir. Behaim, Milano’ya babasından borç alıp onu dolandıran bir tefeciden borcunu tahsil etmek üzere gelmiştir. Dolandırıcının adı ise Boccetta’dır. Behaim, şehre ilk geldiği gün daha ayağının pası silinmeden, pazarda gezinirken kalabalık arasında bir kıza tutulur. Kız da onu görmüştür ama çıkan hengamede gözden kaybolur. Behaim, onu günlerce aklından çıkaramaz ama kızı aramak için ise en ufak girişimde de bulunmaz. Ta ki girdiği bir birahane de lafı açılana kadar. 

Bir kaç zaman sonra Behaim, aşık olduğu bu kız ile buluşmayı başarır ve ilişkilerinin daha ilk sabahında Behaim, o aşık olduğu kadının, dolandırıcının kızı olduğunu öğrenir. Önceleri bu gerçeği kabullenemez. Sonrasında ise bunun gerçek olduğuna emin olduğunda, kızdan vazgeçmek, alacağı olan 17 Venedik dukasını ele geçirmek için de kızı kullanmaya karar verir. Kız ise Behaim’e o kadar aşıktır ki, sevdiceğinin tuzağına düşer ve babasının paralarını, kaçmak üzere Behaim’e getirir. Ama Behaim sadece 17 Venedik dukasını alır, bunun bir oyun olduğunu da söyler.   O aşık olduğu kadın, nefret ettiği o dolandırcının kızı olduğu niçin kızdan ayrılır.

Bu hikayeyi duyan üstat Leonardo, Behaim ile tanışmak ister ve sohbetleri sırasında onu resmeder. Üstat bu hikaye de gerçek Yahuda’sını bulmuştur. Ve resmi tamamlar. Yıllar sonra Behaim Milano’ya tekrar ayak bastığında onu gören herkes kaçmaya başlar. Kimse ona oda, yemek vb. vermez. Tüm bu olanlara öfkelenen Behaim’e uşaklardan biri gelip resmi görmesini tavsiye eder ve resmi ziyarete giden Behaim gördüklerine inanamaz, öfkelenir, lanet okur. Resimdeki Yahuda, ta kendisidir. Kendisine Yahuda olmayı asla yakıştıramaz. Neden olduğu hakkında en ufak bir fikri bile yoktur, düşünmez ve öfkeyle şehri terk eder.

Sanırım herkesin bir kere, Yahuda olmanın ne olduğunu kendisine sorması, kibir denen şeyin üzerine düşünmesi gerekir. İyi insan olma çabasında olan herkesin, kendi ile mücadelesinde basamaklardan biri, kibri yenmek olsa gerek. 

Türkiye İş Kültür Yayınlarının Modern Klasikler serisinden çıkan bu 113. kitap 172 sayfa olup, Almanca’dan çevirisi Zehra Aksu Yılmazer tarafından yapılmış.