kasımpatı, masalar ve dostlar…

Asabı bozuk şehir bozuntularının uğultuları arasında dolaşmaktı kibir.

Ah eylemlerinin, hallice donuk olduğu kış saatlerinin şafaktan önce sökülen iplikleri gibi ince ince ihanetti bu kar.

Silik, ıslak, ucra masaların aralarında kalan dialoglarımızın, anılarımızın, gülüşlerimizin şimdi pek hatırı yok. 

Ruhumuz ihanetten bir deri bir kemik kaldı ve ucuz bir sanat eseri gibi dosttan donma kadavralar.

Laflar, kuruldukları cümlelere ihanetten sessizliğime tıkılmış. Genel geçer zeminlerin kaygan hırıltıları arasında hileli sevgiler, acabalar ve zamanlara tokum.

Beni sen sandığın her zıkkımın halsiz ve unutkan olduğunu bil.

Aynalar kadar yalancı değilim.

Sarı yapraklarına iğnelenmiş her kıvılcımın döküldüğü şu son sahnelerde, yaprakları toplayacak hiç bir yalnızlık mırıltısı yok. Toprağına ekilmiş donuk çiçeklere denirdi kasımpatı. öyle nahoş öyle pis öyle yalan…

Zaten sen, çiçekleri de sevmezdin…

 

 

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.