Insomnia

Gözlerim… Üzerimize yıkılmış dünyanın esareti altında ağır ağır kapanıyorlar. Geçmiş, bir karabasan gibi ağırlığını bırakıyor zihnime. Düşünceler… birbirini ardına geçmiş, dolanıp çözülememiş zincirler gibi özlem duygusuna, minnet duygusuna, merhamete kavuşuyorlar.

Yılgınlık, göçebe bir cümlede sırıtan bir kelimeden başka bir şey değil omuzlarımda. Şafaklar, gecelerden doğuyor bir başına. Gözlerim.. Kapalı. Sensiz başlayan gündüzler, seni anlatan şiirlerle kararıyor. Seni, beni, ve diğerlerini, hükümlerim kaldırmıyor. Her gece aynı mahkemelerde, sensizliğe mahkum ediyorum şafakları. 

Kuşlar havalanıyor bomboş arazilerinden düşlerimin. Dünya, yıldızlar, evren duruyor adeta. Ulaşamadığımız bir zamanın evveli içinde için için aranıyoruz. Bazen seni ya da senden kalanları ufak masallara atıyorum. Masallar hayal ile meyal görünen yüzünü, çocukluğunu, gülümseyişini anlatıyor. İnanmıyorum.


Gözlerim… Kararıyorlar. Satır başları, sona doğru ilerlerken, kocaman rüyalardan uyanmış yalanlar fısıldıyor iblis. Bir zamanların yılgın şövalyeleri ardı ardın akılıçlarını saplıyorlar göğsüme. Kocaman dalgalar, ayaklarıma kapanıyor, kaçıyorum. Tükenmek bilmeyen labirentler içerisinde açık bir pencere arıyorum.

Yorgunluk… Zırhla kuşanmış zihnimin bahçesinde bir böcek gibi. Bir süre sonra biri bana unut diyor. Unutmaya başlıyorum. Şımarık bir dünyanın ucunda, maskeli balolar, balolu tiyatrolar, yalancı oyuncular… Unutuyorum. 

Dilim… Bir sürü yalan söylüyorum. Söylediğim yalanları mahzenlerde saklıyorum. Düşlerime perdeler sürüyorum adını iblis ansın. Sonsuzluk bana beni geri versin yeter. Bir aziz gibi merhametimde boğuluyorum, günahlarıma karşılık varlığımı veriyorum.


Varlığım hiçliğe armağan olsun.

Leave a Reply

nineteen − nineteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.