Hiç

Sokağa atılmış, rüzgarda savrulan başıboş kibritler gibi, rastgele yaşıyorduk. Hep bir başımıza olmak, bir başlılığa sahip olmak, tüm bunların içinde diğerlerini dinlemek, söylenen her laf, her düşünceyi okumak, izlemek, bunlardan sıkılıyorduk. Yani, evet çokça sıkılıyorduk.

Oysa güzel manzaraları biz de gördük. Güzel insanlar tanıdık, güzel gülüşler gördük, faklı zevkler aradık. Bir bulmacayı tamamlamak istermiş gibi davranmaktan da sıkıldık. Kitaplar okuduk, sesimizin olmadığını anladık. Her şey yerini, birer birer, ebediyete, yarım kalmış sessizliklere, defterlere not düşülmüş anlamsız hikayelere bıraktı.

Sanki, bir savaşa katılmış gibi yaşamaktan, yaşamı ve diğerlerini düşman olarak görmekten, alt etmek ve edilmekten yorulduk. Hiçbir şeyin buna, bana, sana, bize değmeyeceğini görmek için çok yol geldik. Adımızın verilmediği hikayeleri yazmaktan, bunları ezberlemekten, başkalarının alkışlarını beklemekten, onların haksız, kabaca düşünülmüş yargılarını kabullenmekten, bilmediğimiz şeylere sabırsızca ahkam kesmekten, başkaları gibi yaşamak istemekten, yani kısaca kendimizi bir türlü tanımamaktan dolayı suçluyuz.

Ucuz romanlar yazmak için hayal kurmayı unuttuğumuzdan beri ne ruhumuzdan haber var ne kendimizden. Her şey geçiyor… Hiçbir şey kalmıyor. Her şey silinip, unutuluyor. Bazen insan sadece kendisine kalıyor. O zaman hayatta kalmayı bile bilmediğimizi öğreniyoruz.

Ve sonra tüm bunlar için şiirler arıyoruz. Bir başına kalmış şiirler bizi anlatsın diye, belki bir yerlere bizi de not düşmüşlerdir diye…

Leave a Reply

3 − three =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.