.hanlar ve falanlar.

Yolunmuş duvarlarına sürünen kediler gibi biz de elbet bir gün keyfini çıkaracağız bu güneşin.

Ne hikmetine ne yasına ne duasına şükür ettiğimiz bu hibe hayallere, sırlaştığımız, sarsıldığımız dostlarımıza, onları öldüren bu kente inad olsun diye mi sevmek lazım ?

Sahi ya sevmek mi lazım ?

Dumanı tüten barlara, yıldızı sönük ufuklara, hıçkıran sırma saçlı sarhoşlara, neşelere, aşklara ve böceklere dair kapatılan bulutlara üzülüyorum ben.

Gözlerini sımıkı kapamak gibi hapis ve şehirler de öyle aşk zamanlarında. Bir garip ozaman deniz, kestane ve çekirdek.

Bilmem ne zamanın bilmem ne zıbartısında, aptallıkların bozduğu bu sakinliklerde, masallarda ve ihanetlerde oynadığımız bu oyunların derinliklerine hitaben yaşıyorum.

Eminönü koğuşlarında, silik hanlarında, yobaz demir seslerinde, kilise çanlarında, bazen rüyalarımın en uçlarında, hafızamın kandırdığı aynalarda arıyorum seni.

Umur olduğumuz yada olmadığımız bu hayat vari seslere, gözlere ve dudaklara ne söylesek ne göstersek kandırırız bizi ?

Bu kadar öfke içinde bu kadar minneti barındırdığımızda, derinlere hapsettiğimiz bizi özlüyorum be dostum.

Sahil yıldızlarını, çınar gürültülerini ve iğde kokuları sonra da,

gülüşünü filan…

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.