.gelişim.

 

“Hissettiklerinin tüm sebebi sensin”.

Bunu kendime ne zaman ve hangi anda söyledim hatırlamıyorum. Tek bildiğim, herşeyin, yani her detayın, yani irdelediğim her detayın üzerime büyük bir ağırlıkla çökmesiydi.

Sevmenin ve sevme eyleminin getirdiği kovalamacanın yoruculuğu, karşılık bulamaması veya başka bir türde karşılık bulmasıda diyebiliriz buna, hayal kırıklığından başka birşey değildi.

Bizi biz yapan şey nedir peki ?

Tanımladığımız, inandığımız, bildiğimiz şeyler gerçekten doğru mu ? Yani mesela, hayal kırıklığı ile kalp kırıklığı arasında ki farkı gerçekten bilmiyorsak ve bunları yanlış tanımlıyorsak ne olacak ? Daha da kötüsü, bugüne kadar tanımladığın herşey ya bir yanılgı ise ne olacak ?

Bilmiyorum dostlarım. Tek emin olabildiğim hepsinin karşılıklı bir kişisel doğruluk ve haklılık mücadelesi olduğudur.

Kendimizi referans noktası alıp, bir başkasını sevmeğe kalkmak veya eleştirmek, hakkında fikir sahibi olmak, onu ötekileştirmek bir aptallık değilde nedir ?

Şundan eminim ki; eğer siz mutluysanız çevrenizdekileri de mutlu ediyorsunuz. Bir masanın kurallarını sizin yaklaşımınız belirliyor. Eğer kocaman bir sessizlik bırakıyorsanız masaya, bu sadece sizi etkileyen bir durum.

Hayat, bir mutluluk arayışı değil. Asla olmadı. Yapısında bu yok. Hayatın amacı mutluluğu aramakla geçemez. Mutluluk sadece bir tanımdan ibaret. Yaşananlara iyi veya kötü bakmakla ilgili bir olgu. Evreni, doğayı, canlılığı ne ölçüde anladığınla ilgili bir dava. Tüm bu bakış açısını biz belirliyoruz. Evet sebeplerimiz var, yaşadıklarımız, başkaları ile olan ilişkilerimiz, yaşadığımız çevre, yani iletişimde olduğumuz herşeyin belirleyici rolü var.

İnsanlar görüyorum, yaşadıkları çizgilerin üzerinde ne yaşadıklarını neden yaşadıklarını, nasıl yaşadıklarını hiç sorgulamayan, kendi kalıplarını geleceğe empoze eden ve istedikleri şeylerin bu kalıplara sığmadığını görünce kırılan, üzülen insanlar. Hiç birisi de kendisine dönüp sorgulamıyor, aşağılamıyor ve ya eleştirmiyor. Gördükçe, bu hayatlar için üzülüyor ve bu düz yaşamlarına hayret ediyorum.

Peki özgürleşmek ne demek ?

İnsan kendi için ne düşünüyorsa diğerleri içinde öyledir desem düz bir bakış olur aslında yani buna itiraz edebilirim. Şöyleki; arkasındaki düşünce pek öyle sayılmaz. Yani insan kendi için ne düşünüyorsa diğerleri içinde öyle olmayabilir. Peki saf gerçeklikte, yani bizimle ilgisi olmayan gerçeklikte, bu durum çok önemli mi tartışılır ama bana göre bunun anlamı yok.

En başta kendisini affetmeli insan. Her şey için. Kendisini yıprattığı, nefret duyduğu, kin beslediği, kendisini hayatından uzaklaştıran tüm şeyler için insan kendisini affetmeli. Ancak bu sağlandığı zaman derin bir nefes özgür bırakıyor insanın düşüncelerini. Ve özgürleşmek demek, diyalog kurmak, yani insanın kendisi ile diyalog kurmasından başka hiç birşey değil. İçten bir af, yükü yere bırakmak demek. Gözlerini açmak demek bir bakıma. Sevdiğin şeylere odaklanmak, yapabileceklerinin farkına varmak demek bir nevi. Karşındaki insanın gözlerine dimdik sıkı sıkı bakmak ve baktıkça kendini ve dolayısı ile onları sevmek demek. Kişisel özgürlüğe giden yollardan biri de bu dostlarım.

Şunu hiç bir zaman unutmamalı; sözleri erdemli kılan şeyler, yaşattıklarımızdır.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.