.düşünceler.

“Bu umutsuz hayatın, yaşanmaya değer yanı yok.”

O sırada çenesini avucunun içine yasladı ve hafif tebessüm ederek gözlerini yavaşça karşısındakine çevirip konuşmaya başladı.

– Toplumun ne düşündüğü hiçbir zaman umurumda değildi. Ama evet bir itirafta bulunmam isteniyorsa eğer, aklımın bir köşesinde, bir yerlerde o ses daima bu soruyu soruyordu. Diğer herkes için ne anlamım var ki ? … yaşındayım. Arabam, evim ve bir işim bile yok. Burada ailemleyim. Bu birileri için sığıntı, gariban, büyümemiş bir yaşam sorunu olabilir. Ama ne fark eder ?

Bir nefes aldı ve devam etti.

– Herkesin bir diğerini mal varlıklarına göre yargıladığı bir iletişim biçiminde ben nasıl ve neden yer edinmek isteyebilirim ki ? Gerçeklerin gölgesi değişkendir bayım. Sizi seven herhangi birine değer vermeyi bile bilmemişsiniz hayatınız boyunca. Basma kalıp alışkanlık ve fikirleriniz içinde hayata ve diğer insanlara problem yaratmaktan başka bir vasfınız yok. Hiçbir zaman asıl meselenin, gerçek kurtuluşun, çözümün üzerinde durmamış, ona yaklaşmak bir yana farkına bile varmamışsınız. Ne kayıp, ne budalaca bir yaşam.

Gözlerini indirdi, eliyle paltosunda ki kırıntıları yavaşça temizleyip iç geçirdikten sonra bakışlarını bu sefer hiçbir şey hatırlamıyormuş gibi pencereye dikti dalgın dalgın konuşmaya devam etti.

– Bir başka büyük acı ise bayım, kişinin kendisinin ne kadar aptal, küçük ve yalnız olduğunun farkına vardığı ve anladığı andır. Bu tek gerçek kendi içinde yaşamın anlamsızlığını da ispatlar. Öte yandan bu gerçeği değiştirmek veya unutmak için oyalanmak beceriksiz bir anlam arayışıdır. Ama bu salt gerçeği, yani anlamsızlığı asla değiştiremez. Zihin, kendi bulduğu bu gerçekliğe karşı mücadele edecek, çelişkiler kuracak ama öte yandan her zaman bu oyunu kaybettiğini bilecektir. Unutmamalı ki kişinin kendisini kabul ettiği gerçeklik asıl olanla örtüşmeyebilir. Gerçeğin ne olduğunu anlamak için zihin, bulunduğu kubbeden de çıkmalı ve tıpkı diğer insanlara baktığı sıradanlık penceresinden kendisini de görmeli, yargılamalıdır. Ancak o zaman yüzleşme gerçekleşecek ve zavallılığını kabullenecektir. Belki de bu o sefil ve küçük hayatımız için bir anlam taşıyabilir ama sonuçta yaşamımızın niteliksizliğini ve kabiliyetsizliğini değiştirmez. Zaman her şeyi amaçsızlaştırır ve yok eder bayım. İnsan zihni bu ölçüyü hiçbir evrede anlayamayacaktır. O yüzden zamanla ilgili tüm kıyaslamalar, matematiksel varsayımlar gerçeğin ancak bir kesiti, bir öngörüsü veya bir başka yüzü olabilir. Ama asla kendisine varılamaz. O yüzden ha şimdi ha yarın, ha otuz yıl sonra ölmenin bir durum ve konumdan başka bir şey ifade etmeyeceği aşikardır. Bu da varlığınızı hiçbir zaman ispat edemeyecektir. Buna alışsanız iyi edersiniz bayım.