Şubat 2017

Bu Ay Okuduklarım

Evde Kalmış Kız

Bu ay bir değişiklik yapmak ve uzunca bir süredir merakla ve biraz çekinerek Balzac okumak istedim. Pişman mıyım? Hayır. Şuan da bunu yazarken aklımda birçok düşünce dolanıyor. Bu kitabın yorumunu yüzeysel olarak üstün körü de yapabilirim ya da birçok olgudan bahsedermiş gibi de yapabilir derinliklerine ulaşabilirim gibi geliyor. Ama öyle veya böyle kitabın vermeye çalıştığı örgü, 1836’dan günümüze kadar bağlanıyor. Kitaba yüzeysel olarak üç dört karakterin birbiri ile ilişkisi olarak bakmamak gerekiyor. Ama hepsi aşağıda değineceğim gibi ayrı birer amacın da sembolü ayrıca.

Başlamak gerekirse dört önemli karakteri tanıyoruz kitapta ve bunlar haliyle belli bir zümreyi temsil eden olgulardan oluşmakta. Evde Kalmış Kız yani Matmazel Cormon ve bu hanımla evlenecekleri takdirde belli çıkarları olan üç karakter ona eşlik ediyor.

Bir genç Athanase, yaklaşık 22-23 yaşlarında, annesi vasıtasıyla ve annesinin Matmazel çevresinde kurduğu entrika ve dedikodularla evlenmek isterken, bir diğer karakter yani şövalyemiz de Valois  ve rakibi müthait Mösyö de Bousquier ağlarını evde kalmış kız için örmektedirler. Tabi neden sonuç ilişkisine bir bakmak istersek karakterlerden biraz bahsetmem gerek.

Şövalye de Valois, cumhuriyet tarafını temsil ederken, Mösyö de Bousquer ise liberal tarafı temsil etmektedir. Her ikisi de evde kalmış kız ile yan yana gelme fırsatı kollamakta ve bu fırsatları birbirlerini kötülemekte kullanmaktadırlar. Tabi önce biraz Matmazel Cormon’dan bahsetmemiz gerekiyor.

Matmazel, kırklı yaşlarına kadar hiç evlenmemiş, bunun nedenlerini yazar oldukça anlatmakta, aylık geliri oldukça yüksek ve kral tarafına da yakınlığı bilinmekte. Ayrıca Matmazel ne kadar soylu bir aileden gelirse gelsin, görgüsüz ve budalalığı ile meşhur. Bu yüzden Valois hesaplarına göre eğer Matmazel ile evlenebilirse, kraliyette iyi bir mevkiye gelecektir. Mösyö de Bosquer için ise durum özgürleşme adına yapacağı adımları düşünmek ile geçer ve eğer Matmazelin onu daha önce reddetmesine rağmen evlenebilirse büyük bir servetle yaşadıkları ilçeyi daha da zenginleştireceğini böylelikle bir saygınlık ve yüce mevki sahibi olacağının hesabını yapmaktadır. Öte yandan Athanese, Matmazele gerçekten saf duygularla aşıktır ve oldukça umutludur. Annesi onun için her zaman Matmazelin karşısında onu över, onun için çabalar durur. Athanese’nin de tüm umutlarını bu evliliğe bağlar. Bu umut söndüğünde ise çok acı bir sahneyle hayatına son verir. Kitabın bu bölümü, psikolojik anlamda insanın her şeyini yitirmesiyle kaynaklanan ve tetiklemesine bir dizi aksiyonu barındırıyor ve o kaçınılmaz sona doğru eviriliyor tıpkı Dostoyevski’de, Goethe’de gördüğümüz gibi.

Evde kalmış kız, bir çaresizlikle Mösyö de Buousque ile evlenmeyi seçecektir ve bu seçim diğer insanların hayatlarına öyle bir etki yapacaktır ki, karakterlerin umutlarını yitirdiklerinde nasıl çözüldüğünü, her şey anlamını yitirdiğinde insan açısından nasıl etkiler yarattığını, seçtiği yolların nedenlerini ve derinliklerini irdeliyoruz. Athanese’nin ölümü, kitabın başından beri çok entelektüel, becerikli, akıllı, titiz ve temiz şövalyemizin çöküşü, Matmazel Cormon’un ise bütün hedeflerini bir bir gerçekleştiren kocasının evde tam bir despot oluşunu, evlenmeden önceki özgürlüğünün kısıtlanmasını, ailesinin içinde yüzyıllar boyu yaşadığı evin değişimine ayak uydurmasını ya da uyduramamasını görüyoruz.

Ayrıca kentli yaşam ile kırsal yaşam arasındaki farklılıklar bu ince örgü içinde alt metin olarak çok güzel işlenmiş. Roman bu örgü içinde tüm sistemi sorgulayıp, ahlak, etik, psikoloji, toplum bilimini inceliyor ona kaynak tutuyor Bir okuyucu olarak bunlar hakkında merak edinebilirsiniz. Ayrıca politik cevaplar arıyor ve siyaseti de sorguluyor. Kitabın yazıldığı dönem Fransız devriminden 6 yıl sonrası. Yazar sonuç kısmında savlarını sunuyor ve eğer bu savlar böyle düzenlenseydi bu roman kahramanlarının hayatları daha farklı yaşanamaz mıydı diye soruyor. Politika ve toplum yaşamının birey hayatını ve kararlarını nasıl etkilediğini açıkça görüyoruz.

Rus edebiyatından Fransız edebiyatına geçiş iki farklı gezegen arasında bir yolculuğa benziyor diyebilirim. Bir anda bir krallık düzeni, şövalyeler, matmazeller, Fransız köylüleri, soyluları derken başka bir dünyada dolaştığımı söyleyebilirim.

Kitabı İş Kültür yayınlarının Hasan Ali Yücel klasikleri serinden okudum ve tercümesi akıcı, bir solukta biten bir kitap. Hiç Balzac okumamış ve başlamak istiyorsanız Fransız klasik edebiyatına başlangıç için tavsiye edebilirim.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri LXXXI

 

Lüzumsuz Adam

Şu öykü denen şey, anlatılabildiğinde ne kadar güzel kapılar açar. Yolda yürürken hiç yüzüne bile bakmadığımız, arabada, uçakta seyahat ederken, boğaz kenarında, Unkapanı’nda balık tutarken, bir sofraya oturduğumuzda, etrafımızı saran o insanların da hikâyeleri olur ya işte. Sait Faik bu kapıları açmış bize.

Yazarın, yaşama olan duyarlılığını, izlenimlerini, detaylar üzerinden düşüncelerini, o detaylar olmaksızın o hikâyelerin yaşanmayacağını iliklerimize kadar hissediyoruz diyebilirim.

Lüzumsuz Adam’da bu öykülerin ilk sırasında ve ardından on üç öykü ile çok dolu bir insan manzaraları kitabı. Hani, olmuş bu deriz ya öyle işte. İnsan olmanın, gündelik yaşamımız içinde yüzüne bile bakmayacağımız, ötekileştirdiğimiz adamların hayatlarını gözlem gücüne dayalı anlatmış yazar. Bu hayatların yaşandığı kentin, semtlerin, sokakların detaylarını yaşatmış ve bunlar üzerinden öyküleri şekillenmiş belki de. Seçim yapmam gerekirse en sevdiğim öykü sanırım Papaz Efendiydi. Gerçi böyle öyküler arası bir kıyaslama da yapamam, haksızlık olur.

Neyse uzun lafın kısası, okuyun derim. Sait Faik okuyun. Bu hikâyelere bir göz atın, eski Istanbul’u, onun içinde bizden bir süre önce tıpkı bizim gibi yaşamış öykülere tanık olacaksınız. Rum’u, Ermeni’si, Türk’ü, ayrışmadan önceki yaşamları ile göreceksiniz. Lüzumsuz adam olmanın gerekliliklerini, mezarlarda dolaşmanın ne olduğunu, ada yaşamını, komşumuz papaz efendiyi, ötekileri göreceksiniz.
Ayrıca yazarla hiç tanışmamış okurlar içinde onu tanımak maksadıyla güzel bir seçim.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

 

Değirmen

Okumanın en büyülü yanı sanırım okuduğunuz metnin içine katılmak, anlatılan olayları kahramanın gözünden görebilmek, o duygu ve gerçeklik yoğunluğunu yaşamaktır sanırım. Tabi her öykü bunu vermeyi amaçlamaz ama öykünün niteliği ve gücü buradan gelmektedir benim için.

Sabahattin Ali’nin daha yirmili yaşlarında yazmaya başlamış olduğu öykülerin derlendiği Değirmen kitabında, kimi zaman bizi gözü dönmüş bir aşık, belki sevdiği kız ona bir kez olsun bakar diye cinayet işleyen bir katil ve nice başka kahramanlara dönüştürmekte.

Kitabına da ismini veren Değirmen öyküsü, sonradan gelecek öykülerin ve romanların habercisi gibi görünüyor. Her öykü bir tragedyadan oluşmakta. Karakterler, başlarına gelenler, günlük yaşamımızda da gördüğümüz, gazetelerde okuduğumuz haberler o yüzden samimiyetten kopmuyoruz.

Bir solukta okuduğum, iyi vakit geçirdiğim bir kitap oldu.

Yapıkredi Yayınları

 

Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında

Uzunca bir süredir Murakami okumak niyetindeydim ve bir an kütüphanemin önünde dikilip istemsizce bu kitabı seçtim. İyi ki de seçmişim. Bir solukta okunan romanın ağızda bıraktığı tat bir başka oluyor.

Murakami insan ilişkilerini, deneyimlerini güzel romanlara çeviren bir yazar kanımca.  Bu kitapta, ana karakterin çocukluktan başlayarak gelişimine, düşüncelerine, ilişkilerine tanık oluyoruz. Kitabın temel vurguları da bu ilişkilerle olan bağa yönelik oluşmuş. Romanın kabuğu, yaşanamayanların, pişmanlıkların biriktirdiği tortuların eğer tekrar yaşanma imkânı bulunabilirse neler olabileceği üzerine bir yorum getiriyor diyebilirim. Bu sadece öyle alelade yalnızlık ya da bir pişmanlık romanı sayılamaz. Ama hepimize tanıdık bir konusu ve gelişimi var.

Bunun yanında kahramanın yaşadığı atmosferlere tanık olmak, o durgun yaşayışı izlemek romanı sevdiren diğer unsurlardı. Temelde farkındalık vurgusunu, yani kişinin hem kendisinin hem yaşadığı anların, atmosferin farkında olmak onu bütünüyle kavramasını anlatmaya çabaladığını görüyoruz. Pişmanlıklarımızın nasıl oluştuğunu, rutin hayatımızda göremediğimiz detayların bu pişmanlıklara katkı sağladıklarını görüyoruz.

Yine de bazı konularda roman yavan, yüzeysel kalmış gibi bir hissede kapıldım. Bazı karakterlerin ucu açık öykülerini barındırıyor ve bunun üzerinde hiç durmadan üstünü örtmüş yazar. Tabi bu öyküleri bizim tamamlamamızı istemişte olabilir. Bu sebepten tam tamıyla bütünleşebildiğim bir kitap olmadı. Ama başta belirttiğim gibi bir solukta okunan çok naif bir roman. Murakami’ye başlamayanlar, başlamak isteyenler içinde tavsiye edebilirim. Güzel bir hediye de olabilir.

Şöyle birkaç saat uzaklara gitmek istiyor, geçmişinizdeki ilişkilerinize bir bakış atmak istiyorsanız roman bunu fazlasıyla karşılıyor.

Doğan Kitap

 

Ölümcül Yumurtalar

Şu yoruma nasıl başlasam karar veremedim. Bulgakov’un her kitabında, sisteme karşı, ülke politikalarına karşı muhteşem bir eleştiri var. O yüzden ancak 60’lardan sonra kavuşabilmiş bizimle. Anlattığı her öyküyü öyle güzel bir dengede kuruyor ve ayrıca hikâyenin sizi ele geçirmesi o kadar başarılı ki, bayılıyorum.

Kitabın arkasında da yazdığı gibi, bir devlet eğer çıkarları için bilimi kontrolsüz bir şekilde kullanırsa hem toplumda, hem politikada, hem bilimde ne gibi sonuçlar doğabilir argümanı üzerinden bir eleştiri sunuyor. Bilim adamlarının, özgür bilimin yanlış ellere düştüğünde neler olabileceğini, bunun toplum üzerinde ki etkilerini ve ayrıca her şeyi oldu bittiye getiren cahil anlayışın, bilim üreten anlayışla kıyasını da görüyoruz.

Kitabın sonunda oldukça basit bir şekilde bu eleştirinin nedenlerini anlıyoruz. Ama ben başka bir şeye değinmek istiyorum. Hikâye ilk satırlardan itibaren öyle bir ele geçiriyor ki okuyucu, ne olacak acaba merakıyla birkaç saate bitmiş oluyor. Hem çok eğlenceli, hem çok korkunç bir hikâye ile denk gelmek istiyorsanız tercih edebilirsiniz. Ağızda tat bırakan güzel bir Bulgakov kitabı daha.

 

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Modern Klasikler Serisi 58

 

Bir Çöküşün Öyküsü

Zweig, öyküleri yanında birde yaşam öykülerini de, kişilerin yaşadıklarını psikolojik olarak çok iyi gözlemlemiş, anlamlandırmış ve anlatmıştır.

Öyle ki Bir Çöküşün Öyküsü,  XV. Louis döneminde yaşamış olan Madam de Prie’nin, sarayda yaptıklarından sonra kral tarafından sürgün edilmesini ve sonrasında yaşananları ele alıyor.

Bir dönem Fransa’yı yönetmiş, birçok kişinin hayatından, zulmünden de sorumludur. Bu yaptıklarından ötürü Kral tarafından Courbépine’a sürgün edilir. Oldukça kibirli ve kindar bu kadın, saray yaşamının şatafatını, itibarını, hükmetmenin getirdiği gücü buraya da taşımak ister. Sarayda çevirdiği entrikaları burada da uygulamak ister ve kendisine köylü bir adam bulur.

Bu kısa ve hazin öykü, büyük bir psikolojik inceleme de barındırıyor. Sebepleri ve sonuçlarıyla tüm hayatını kibir ve entrikalarla yaşamış bir kadının, tüm bunlar elinden alındığında neler yaşadığını izliyoruz.

Zweig kitapları gözü kapalı seçilebilen, bir solukta okunabilen ve çok şey katan eserlerdir.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – Modern Klasikler Serisi 90

 

Sürgün Gezegeni

Uzun zamandır okumadığımdan dolayı bir değişiklik yapıp hevesle bilim kurgu kitabı okumak istedim ve Ursula L. Guin’nin bu eserini kaptığım gibi koltuğa kuruldum. Yalnız büyük hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim.

Okuyucular bilir, bir kitap genelde girişte okuyucuyu eline alır ve sizi hikâyeye katar. İlk sayfalarda sıkıcı olup bir elli altmış sayfa sonra da sizi eline geçiren kitaplar vardır bunlara sabır göstermek gerekir. Tabi birde çeviri etkisi, editöriyel bütünlük vs. gibi etkenlerde söz konusudur.

Bu kitapta tam tersi yaşandı ya da hiçbir şey yaşanmadı desem daha iyi sanırım. İlk on sayfa bu tip bir kitap için gayet normal başladı ama sonralarında hikâyeden koptum ve bir daha içine giremedim. Bu beni çok rahatsız etti. Bir savaş, sürgün edilmiş farklı ırklar, kentlerine yaklaşan bir talan ordusu vb. Hiç birisi ya da hiçbir etken kitapta tutamadı beni. Merak uyandıran bir sahne ya da bir kurgu göremedim. Bazı diyaloglarda güzel aforizmalar, hoşa giden sözler, felsefi kapılar var ama sizi kitapta tutacak kadar etkili bir şey de değil bu.

Sonuç olarak bu kitap yerine başka bir şey okusaymışım daha iyi olurmuş diyorum maalesef. Benim için oldukça sıradan, kopuk ve sıkıcıydı.

İthaki Yayınları – Bilim Kurgu serisi

 

Sıradan Zaferler

Bazen hayatta garip tesadüfler olur. İçinizdeki ses bir şeylere sebep olur, sorgusuz sualsiz yaparsınız, sadece kendinize inanır iyiyi mi kötüyü mü seçtiğinizi düşünmezsiniz.

Sosyal medyada şöyle baygın bir şekilde dolanırken kitabın kapağına denk geldim. Oldukça sevimli ve sade geldi. Sanki içine çeken bir şeyler vardı. Sonra arka kapağını okudum, yorumlara baktım daha da meraklandım, bir hamle evden çıkıp en yakın mağazadan, şükür ki, edindim.

Ülkemizde çizgi roman kültürü tıpkı kitaplarda ki gibi ikiye ayrılıyor. Popüler olanlar ve kıyıda köşede saklanmış olan ender rastlanan hazineler. Bazı yayın evleri bu ender hazineleri ülkemize getirip gerçekten iyi iş yapıyorlar. Bu değeri bizlere ulaştırdıkları için teşekkür edebiliriz.

Son zamanlarda nereden edindiğimi bilmediğim bir merakla ki belki bu bir arayıştır, çizgi romanlar dünyasına daldım. Popüler olanlardan bahsetmiyorum. Fransız, Belçika, Yunanistan gibi ülkelerde yani buna Avrupa diyebiliriz, entelektüel zekâların ürettikleri bu tip çizgi romanlar, en az bir klasik kadar etkili, hem görsel hem düşünsel olarak aktardıklarıyla çok etkileyici bir iletişim kuruyorlar. Günümüzde yazılan “modern edebiyat” denen şeyin karşında belki onlardan daha iyi sayılabilecek çizgi romanlar var.

Sıradan Zaferler sanırım bu bahsetmeye çalıştığım ender hazinelerden biri. Fransız entelektüel yaklaşımının, günümüz dünyasına olan bakışını, erkek bireyin korkularını, hayata dair görmediğimiz ama onlarla yaşadığımız detaylar üzerine ürettiği argümanları görüyoruz. Çizgi roman sayesinde görsel olarak daha güçlü duygusal bir bağ kurulabiliyor. Romanın erkek kahramanı modern dünyamızın, tıpkı bizim gibi, rutin yaşantısı içinde panik ataklarıyla yaşamayı öğrenmeye ve korkularıyla yüzleşemeye çalışıyor. Kendi bilincine varmayı, dışarıdan öyleymiş gibi görülen şeylerin bazen öyle olmadığını görüyor. Evlilik, çocuk yapmak, babasını kaybetmek, büyümek vb. gibi hayatta yüzleşilen şeyler üzerine çok güzel bir yaklaşım oluşturmuş yazar. O yüzden kitabın adı Sıradan Zaferler olarak çok yakışmış.

Hayatımız böyle küçük sıradan zaferlerle dolu. Kimisini öylesine bilinçsizce yaşayıp gidiyoruz. Neyi neden seçtiğimiz, yaptığımızla ilgili en ufak fikrimiz olmayabiliyor. Sadece bir şey yapmış olmak için yapmak. Bazen kazanıyor bazen kaybediyoruz. Bu çizgi roman bize bu görmediğimiz, göremediğimiz önemli seçimlerimiz ve korkularımız üzerinde bir kez olsun düşünmeyi ve yüzleşmemizi sağlıyor, en azından bir kapı açıyor.

Bu çizgi romanın gücü de buradan geliyor sanırım. O yüzden bu kadar tanıdık ve bu kadar içten.

Roman 248 sayfa ama bir oturuşta bitiyor. Diyaloglarda çokça rastlanılan anahtar cümleler var. Karakarga yayınlarından basılmış ve bu yayın evini bir daha tebrik etmek gerekiyor. Umarım bu tip hazineleri bize ulaştırmaya devam ederler.

Kitaptan alıntılar;

  • “Aşk söz konusu olduğunda rahat diye bir şey yoktur.”
  • “Kaçmak da mücadelenin bir parçasıdır.”
  • “Ama dürüst görüntüler yakalamak için önce kendine karşı dürüst olman gerekir.”

 

Karakarga yayınları

 

Saga Cilt 4

Saga serisi diğer popüler serilere kıyasla benim için daha ilgi çekici geliyor ama yayın evi çok sık aralıklarla basmadığı için bu seriyi okumak zorlaşıyor.

Bilim kurgu ve değişik bir konusu olduğu için benim açımdan takip etmeye değer olarak buluyorum. Her seride kahramanların kaçış hikayesini, onları kovalayan kiralık katillerin, galaktik ulusların ilişkilerini görüyoruz. Gittikçe de temposu artan bir seri. Ama dediğim gibi, ülkemizde çok hızlı bir şekilde basılmadığı için okuyucu açısından oldukça kopuk ilerliyor. Taht oyunları dizisini beklemek gibi. Konudan uzaklaşınca da devam etmekle etmemek arasında gidip geliniyor.

Okunuşu akıcı görselleri de oldukça güzel diyebilirim. Çok yoğun bir romandan ya da bir okumadan çıktıysanız kafayı sakinleştirmek için güzel bir kaçamak.

Serinin içeriğinden pek bahsetmek istemiyorum. İnternette yığınla var malumunuz. Umarım Marmara yayınları bu başlattığı seriye sık aralıklarla devam eder.

Marmara Çizgi Yayınları