Mart 2017

Bu Ay Okuduklarım

Fareler ve İnsanlar

 

Hüzün dolu kitaplar vardır. Ama bu hüzün sizi öyle sıkmaz, isyan ettirmez, sakinleştirir. Fareler ve İnsanlar kitabında da böyle bir hüzne tanık oldum diyebilirim. Kuvvetli bir betimlemeyle sanki bir tabloya bakarmışçasına daldığımız romanda karakterlerin yaşamlarına hızlıca adapte oluyor ve bırakmak istemiyoruz.

Hüzünlü bir hikaye anlatıyor Steinbeck. George ve aklı kıt Lennie’nin hikayesi bu. İki yoldaş bir önce çalıştıkları çiftlikten Lennie’nin yaptığı hatalardan dolayı kaçıp bir başka çiftliye kaçıyorlar. Lennie bir akıl hastası ve bundan dolayı kafaya ne takarsa sadece onu yapıyor ve daha önce George tarafından ne kadar uyarılsa da aynı şeyleri yapmaya devam ediyor. George ise Lennie’ye bir yandan gözcülük yapıyor bir yandan da sermaye olarak bakıyor.

Hayalleri var tabi bu yoksul köle işçilerin. Bir gün kendi topraklarını elde etmek ve kimseye hesap vermeden istedikleri gibi yaşamak. Temel kavgaları bu. Hikaye’nin arka planında duran öykü bu lakin daha da detaylara girip anlatmakta istemiyorum. Zaten iki üç saatte bir oturuşta biten bir kitap.

O dönemin yoksul ve karın tokluğuna barınan insanların özgür olma, özgürce yaşama isteklerinin ve buna istinaden güçsüzün ya da farklının barınamadığı bir çizgi gördüm romanda. Farkındalık uyandıran bir roman ve belki bu yüzden tragedyaya başvurmak gerekti.

 

Sel yayıncılık

 

Putların Alacakaranlığı

 

Nietzsche beni hep korkutmuştur nedense. Sanırım korku denen şeyin gerçekten bilmediğimiz şeyler üzerinde oluştuğunu deneyimledim.

Bu kitapta bir sürü başta ahlak olmak üzere insanların putlaştırdığı değerler üzerinde düşüncelerini söylüyor ve bence okura birçok şey katan bir eser.

Eleştirileri o dönemin ve öncesinin kavramlarını inceliyor ve bunları kendi anlayışıyla dönüştürüyor yahut yok ediyor.

Nietzsche’ye başlangıç için güzel bir seçim olabilir. Akıcı ve anlaşılır bir kitap, tabi ki çeviri burada önemli rol oynuyor.

İş Kültür yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri

Aias

 

Ah bu ne güzel bir tragedyaydı. Sophokles’in bu eserini büyük bir merakla okumak istemiştim. Ve beni boşa çıkarmadı.

Kitabın ön sözünde, oyunun ve Sophokles’in üzerine güzel bir inceleme var tabi. Ben bu kitabın eleştirisi için iyi bir kaynak olamam. Ama oyun tıpkı Achileus gibi büyük bir savaşçı olan Aias’ın bir yanlış anlama üzerine daha doğrusu tanrıların yönlendirmesi üzerine yaşadığı tragedyadan oluşuyor. Öyle ki büyük bir gurur ve belki de kibir ile insan doğasını bize şiirsel bir dille aktarmış yazar.

Bu arada kitabın ön sözünde de belirtildiği gibi bu kitap Sophoklesin yüzlerce kitabından günümüze ulaşan ender kitaplarından biridir. Ve bu yüzden Sophokles’in yeri daha bir önem arz etmekte kanımca.

İş Kültür yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri

 

 

 

Fakir Kene

 

Birhan Keskin… Ben bu şairin kitabını geçen yaz bir sahafta görmüştüm de merakımdan sayfalarda dolanırken ilginç kelime oyunlarına düşmüştüm. O günden beridir ne zaman canım sıkılsa, bir derde düşsem birkaç şiir okumak istesem uğrarım kitaplarına.

Fakir Kene’de sıra dışı kelime oyunlarından oluşan bir müzikal bence. Okurken bir ritim duyduğunuzu hissedeceğinizi sanıyorum. Hep günümüz yazarlarından, sizden, bizden hepimizden biri olduğundan sanırım sıcaklığı daha iyi aktarabiliyor.

Hemen hemen şiirini hayretle ve zaman zaman kıskanarak okuyorum. Sadece Fakir Kene değil, diğer kitapları da alınmalı ve her şiir severin kütüphanesinde acil çıkış olarak durmalı.

 

Metis yayınları

 

Sineklerin Tanrısı

 

Hayal kırıklığı. Sanırım yorumum sadece bu olacak ve burada bitirmeliyim. Geçen seneden beri okuma listemde olup sakin kafayla okumak istediğim bir kitaptı Sineklerin Tanrısı. Büyük heyecanla başladım. Ama ne gariptir ki bir türlü ama bir türlü içine giremedim kitabın. Olmadı.

Betimlemelerden mi, lafın uzamasından  mı, çocuklar ve ada yaşantısından mıdır bilmiyorum. Ama olmadı. Bu kitabın çokça hayranı var çevremde ve yorumlarını gördüğünüzde sabırsızlanıyorsunuz. Ama dediğim gibi benim için hayal kırıklığı idi.

Konuya gelirsem; distopik bir roman bekliyor öncelikle sizi. Ki distopyayı severim. Bir grup çocuk, uçak kazası geçirirler ve ıssız bir adaya düşmüşlerdir. Haliyle önce gruplaşma başlar, büyüklerinden öğrendikleri gibi, lider seçerler, o liderin neden lider olduğu ile ilgili güzel detayları görürüz, liderin haliyle danışmanları olur, meclis oluşturulur ama bu oluşmayan demokrasi tıpkı Platon’un Devletinde söz ettiği gibi, zorbalığa dönüşür ve iyi ile kötü çatışır.

Evet. Sonuçta, yazar insan doğasını, çocuklar üzerinden göstermek istemiş ve ne ekersen onu biçersin gibi bir anlam çıkarmamıza sebep olabilir. Yahut demokrasi, insanlık, birlikte yaşamak vb. bir sürü felsefi argümanlar üzerinden de yoruma açık şeyler düşünebiliriz.

Ama kitabın beni tutmaması belki de bu basitlikten kaynaklanmıştır. Bilemiyorum.

Okuyunuz. Konuşalım.

İş Kültür yayınları – Modern Klasikler Serisi – 1

 

Yabani Manolyalar

 

Mart ayı benim için boktan günlerden oluşmakta ve halende öyle gitmekte. Ama bu tip zamanlarda okumayı seçtiğim ve sevdiğim birkaç yazar vardır. Bunlardan biri Ahmet Altan.

Yabani Manolyalar, bir çok şey üzerine düşünülmüş ve yazılmış bir derleme, inceleme diyebilirim.

Her bölümün insana dokunduğu, onu yakaladığı noktalar var. Bazı şeyler böyle de düşünülebilirmiş dediğim noktalar oldu. Yahut bazı şeyler için doğru yolda olduğumu yada ne bileyim özleştiğim yerler oldu. Eski insanların yaşadıkları hayatın detaylarını bize ağır, hüzünlü, öfkeli bir biçimde sunduğu alanlar oldu.

Bu kitap bir nefes arasında seyahate çıkmak gibi, hafif ama belki yorucu olabilir. Lakin benim ruh halime yada tercihlerime her zaman uymuştur.

Güzel bir baş ucu kitabı olarak önerebilirim.

 

Everest Yayınları

 

Japon Sarayı

 

Vasconcelos !

Bu kitap Can yayınlarından çocuklar için basılmış ama yok yahu. Bu herkes için.  Kitabı kapadığımda bir süre kitaba sarıldım.

Bu incecik kitaba, yaşama dair her bir detayı bir çocuğa anlatmayı nasıl becerebilmiş yazar hayret. Kitabın özü sevgiden çıkmakta. Sevmek, özveri, çaba, arkadaşlık vs. Öyle bir harmanlanmış ki hikayede bir okuyan olarak eğer duygusal biriyseniz kendinizi o muhteşem sarayda bulacaksınız.

Küçük Prens gibi Japon Sarayı’da bence defalarca kez hatırlatılmalı herkese. Yada ne bileyim, sevmek üzerine yazılan bir şeyle okumak isterseniz, bir yerlerde bulundurmalısınız bu kitabı.

Can yayınları

 

Erzurum Yolculuğu

 

İş kültür’ün tarih serilerinde çok güzel kitaplar var. Bunlardan biri de Puşkin’in kimseyi dinlemeyip Kafkas cephesine doğru yola çıktığı ve gördükleri üzerine notlar düştüğü seyahatnamesi olan Erzurum Yolculuğu.

Notlar, Gürcistan tarafından başlayıp, Erzuruma kadar uzanıyor. Önce Rus cephesine ulaşmak için yola çıkan Puşkin bu yol üzerinde kaldığı kasabaları, köyleri, orada yaşadığı detayları, dialog kurduğu kişileri tasvir ediyor. Sonrasında Osmanlı topraklarına vardığında önce Kars daha sonrasında Erzurum’da yaşananları onun gözünden görüyoruz.

Öncelikle belirtmeliyim ki, bu kitabın önsözünde de belirtildiği gibi, kitap taraflı bir yaklaşımda değil aksine taraflı olmadığı için Rusya’da oldukça eleştirilmiş. Puşkin’in hümanizmini aldığı notlarda Türklerden bahsederken, yada cephede henüz ölmüş genç bir Türk askerinin betimlemesinde görüyoruz.

Ayrıca bu tip seyahatnameler kendi tarihimiz bize tersten sunduğu içinde bir çok eleştirisel yol açmakta. Örneğin ordularımızın ne kadar amatör ve beceriksiz olduklarını, oradaki coğrafyada aslında kimlerin yaşadığını vb. bir sürü tespiti yapabileceğimiz bir platform sunuyor.

Tarihe tanıklık edilmiş bir şeyler okumak isterseniz, Puşkin gözünden, savaşı, halkları, ülkemizin doğu coğrafyasını biraz daha tanımak için tavsiye edebilirim.

İş Kültür yayınları

 

 

 

Üç Örnek Öykü ve Bir önsöz

 

Böylelikle ilk defa Miguel de Unamuno okudum. Ve bu adam çok garip yazıyor. Özgün demek istiyorum tabi. Açıkçası aynı yazarın, Sis kitabını okumak hevesindeydim ama sonra tadımlık olarak, tanışmak içinbu kitabı seçtim ve bir hayli eğlenceli saatler geçirdim.

Bu kitapta çok dürüst bir yazarla karşılaşacaksınız. Ya da belki de manipulatif bir deneyim olabilir.

Kitabın adının neden böyle seçildiğini önsözde yazarın kendisi anlatıyor. Başta bir karmaşa yaşadım acaba ne demek istiyor diye ama sonrasında öykülerle beraber bir hayli akıcı ve hızlı bir deneyim oldu. Ayrıca bir öyküde okuyucuyu interaktif bir ortama sokuyormuş hissine kapıldım ki bu çok ilginç bir akıl oyunuydu.

Nisan ayı okuma listemde Sis var. Bu yazarı henüz çözemedim. Ama bakalım. Kovalamaca oynarmış gibi hissediyorum.

İş Kültür yayınları – Modern Klasikler Serisi – 11

 

Ghost World

 

Çizgi romansız olmaz. Kesinlikle olmaz. Ama bizim ülkemizde alternatif çizgi roman sayısı elle sayılır kadar olduğundan kaynak sıkıntısı çekiyoruz.

Geçen ay Karakarga yayınlarını keşfimden sonra diğer çizgi romanlarına da yatırım yapayım dedim ve elime Ghost World geçti.

Ghost World tam bir gençlik romanı. İki sıkı genç kız, tespitleri, yaşayışları, konuştukları jargon, cinselliğe bakışları, erkeklerle olan düşünceleri incecik bir çizgi romanda bir araya getirilmiş. Çok mu güzel ? Eh ortalama diyebilirim ama eğlenceli. Tespitlerin anatomisi de diyebiliriz belki de.

Bu iki sıkı fıkı arkadaş, lise sondalar ve kahramanlardan biri üniversiteye gidecektir lakin en yakın arkadaşından bunu saklar. Aslında saklanan bir çok şey vardır. Yan karakter olan diğer kız arkadaşımız ise içten içe kendisini hep kız arkadaşıyla karşılaştırmıştır ve sonunda büyük bir kavgaya tutuşurlar. Ve sonrasında da hayat tıpkı bizi savurduğu gibi onları da savurur ve gel zaman git zaman farklı bireyler olur verirler.

Bu kısa kesiti, eğlenceli bir vakit geçirerek izlemek isterseniz Ghost World sizlerindir.

KaraKarga Yayınları

 

İyimser Olmayan Umut

 

Daha önce dediğim gibi bu Mart benim için boktan günlerin başlangıcı oldu. Maalesef biz insanlar hayallerimize kapılıp gidiyor, kibir ve beklentilerin girdabında, biz farkında olmadan biriktirdiğimiz umutlar yüzünden trajediler yaşıyoruz.

Terry Eagleton günümüz filozoflarından ve bu kitapta UMUT duygusunu, edebiyat ve felsefe de kaşılaşılan tanımlamaları üzerinden incelemiş. Edebiyatta yada felsefede umut etmenin yada umut duygusunun iyi bir şeymiş gibi yansıtılmasını belli argümanlar ve anlamlar çerçevesinden eleştiriyor yazar.

Kitap ince durmasına rağmen içinden çıkarılan şey kendini zorlamak isteyen insanlar için çok başka yerlere götürebilir. Öyle ki bazı sayfaları defalarca kez okumaya davet eder bir üslup ve çeviri var.

Sakin kafayla ve derin bir felsefe ve edebiyat bilgisiyle okunduğu takdirde pek zorlanılacak bir kitap değil. Lakin bu altyapı olmasa bile bir çok şeyi düşündüren güzel bir inceleme olmuş.

Umut duygusunu irdelemek, tanımak yahut nasıl eleştirildiğini görmek istiyorsanız güzel bir seçim olabilir. Felsefe okuyanlar, okumak isteyenler muhtemelen bunu kaçırmak istemezler.

Ayrıntı yayınları

 

Notre Dame’ın Kamburu

 

Bir klasik esere başlamak beni her zaman heyecanlandırır çünkü baştan bilirim ki beni çok değişik karakterler, insanlar, duygular beklemektedir. Heyecan duyarım çünkü hele önceden yazarın başka eserlerinden etkilenmişsem, kitaba sırtımı dayayabileceğimi bilirim. Heyecanlanırım, bilirim ki karşılaşacağım bir cümle hayatımızın belli noktalarına dokunacak ve yüreğimizin ritmini belirleyecektir.

Victor Hugo şaşırtmadı. Kitabın bütünü, 11 kitaptan oluşuyor. Çoğu klasik gibi başlarda düşük tempo, karakterlerin tanıtılması, kentin, mekanların tasvirleri, yaşanan yerlerin betimlemeleri, doğanın ritminin tıpkı bir tabloya çizilmesi gibi süre gelen paragraflarla karşılaşıyoruz.

Kitabın ilk 100 sayfasında kendimi kaptırdığımı ve kitaba ısındığımı farkediyordum ki, öyle bir betimleme arası koymuş ki yazar, eğer o yerlere gitmediyseniz, bilmiyorsanız, ilginizi çekmiyorsa oldukça sıkılıyorsunuz. Acayip sıkıldım. En az altmış yetmiş sayfa sıkıldım. Ve artık acaba kitap böylemi gidecek ya derken, yeni bölümlerle beraber ritmini buldu ve sonlarında büyük bir sahneyle tamamladı.

Kitabı bir çok açıdan tasvir edebiliriz.

Esmeralda henüz bebekken çingeneler tarafından kaçırılmış, dünya güzeli bir kızdır. Küçük keçisiyle beraber, meydanlarda oyunlar oynar, dans eder ve geçimini böyle sağlar. Tek amacı ise annesini bulmaktır. Dünyada yapayalnız kalmış bir çocuktur.

Quasimodo, karşılaşıldığında yüzüne tiksintiyle bakılan, hatta bakılamayan, kambur, yüzü buruş buruş, bir gözünün üstünde kocaman siğil bulunan, belki de dünyanın en çirkin yaratığıdır. Çok güçlüdür ve içinde çirkinliği ile ters orantılı olarak iyilik barındırmaktadır.

Baş piskopos Frollo, Quasimodo’ya henüz bebekken yardım etmiş, sözde bu dünyanın tüm nimetlerinden elini ayağını çekmiş ama bilimle uğraşan sakin bir adamdır.

Temelde bu karakterler ve onlara dolaylı olarak bulaşan yan karakterlerin ilişkilerine giriyor kitap ve aslında insanları sadece dış görünüşüyle beğenmenin, onların aslında içindekileri görememenin, yargılarımızı buna göre verdiğimiz kült bir mesaj var. Ama bu sığ bir yorum olur.

Öte yandan Frollo’nun Esmaralda’ya olan bağı ve içten içe kendisinin bile sonradan fark ettiği sapıkça ve ölümüne olan aşkın, tıpkı bir Dostoyevski romanından çıkarcasına davranışlarının kabalığını görüyoruz. İnsan doğasının, biz ne kadar kendimizi kendimizi kısıtlarsa o kadar ters tepeceğinin güzel bir örneğini sunuyor. Ve bu iç yıkım, hem kendisini hem de bizi yıkıma götürüyor.

Quasimodo ise bütün bu çirkinliğine, tüm insanların onu sadece bu çirkinliğinden dolayı dışlamasına rağmen içinde büyük bir yardım severlik, sevgi barındırdığını görüyoruz. Sadakat ve iyilik Quasimodo’da birleşmiş. Esmeralda’nın yakışıklı bir subaya sadece ona güzel sözler söylemesinden ve üniformasından dolayı aşık olduğunu görüyoruz. Lakin Quasimodo’nun ona yaptığı onca iyilik ve beslediği aşkı hiçbir zaman görmeyi tercih etmemesini, bir saplantı gibi o subayı arayışını büyük bir trajediye dönüştürüyor roman.

Günümüzde yaşanan tercihlerimizin en temel sonuçlarını bir bakıma görebiliyoruz diyebilirim. Ne acı ne trajedi.

Bir de tabi bunun toplumsal katmanlarda görünen ve yargılanan kısımların görüyoruz. Ortaçağ’da yaşayan bu insanların, kralın, subayların, hırsızların, kilisenin ne derecede etkili yada nasıl yaşadıkları kitabın kabuğunu oluşturmakta.

Toparlamam gerekirse, bir çok açıdan ayna gibi yüzümüze çarpan hikayeler var. Trajedi var, sevgi var, insan doğası var tabi ki.

Güzel bir klasik okumak istiyorsanız tabi ki buyurun. Lakin başlarda sıkılabilirsiniz, tabi biraz da psikolojik bir durum.

İş Kültür Yayınları – Hasan Ali Yücel Klasikleri

 

 

 

 

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.