.Araf.

Dostum;

Sana bir açık hava hapisanesinden yazıyorum. Lakin bu bildiğimiz türden bir hapishane değil. Duvarları yok ve girdiğinde duvarları hiç örülmemiş bu hapisanenin farkına varmıyorsun. Zamanında yaşadığımızı sandığımız, öğrendiğimizi düşündüğümüz eski dünyamızın bir barikattan başka bir şey olmadığını anladığımız bir hapisane burası. Sadece ben varım. Üstümde galaksi, uzaklarda çakan yıldırımlar var.

Bir deniz kıyısındayım ve gece ufka baktığımda tam karşımda yanıp sönen, sabit kırmızı ışıklar görüyorum. Bize öğretilen haritalarda uzak görünen mesafeler dostum, aslında buradan benim gözlerimden bakılınca o kadar da uzak değilmiş gibi. Sanki ufak bir tekne ile açılsam çok sürmeden orada olabilirmişim gibi. Ama belki bu da kapıldığım diğer bir ilizyon. Öyleki adanın heybetinden mesafe yakınmış gibi gözüküyor olabilir. Söylesene öyleyse, ne olduğunu bilmediğim ama gördüğüm şeyin gerçek olup olmadığından nasıl emin olabilirim ? Oysa hissediyorum ve sadece bir kayık gerek bana.

Dalgalanıyorum denizle birlikte. Üzerimde ki gök kubbe ufak, geçici bir yalnızlık içinde olduğumu söylemekten başka bir şey yapmıyor. Şairin dediği gibi; benim adımı, benim kim olduğumu bilen o son kişi öldüğünde hiç yaşamamış olacağım, tıpkı diğer yaşamış ve ölmüş milyarcası gibi. Ne farkeder o zaman bir sandalla fırtınaları karşılasam. Don Kişot çok mu akıllıydı savaşırken ? Bunlara verilen cevapların da bir önemi yok. Sadece zevzekliğimden konuşuyorum. Dostoyevski yanıldı dostum, dünyayı güzellik filan kurtarmayacak. Dünyanın kurtarılmaya ihtiyacı yoktu hiç. Kendi sonunu getiren biz insanlar değil, doğanın ta kendisi. Bizlerden de bu dünya sorumluydu aslında. Bu organizma kendi güzelliğine karşı bizleri dönüştürdü, dönüştürmekte ve bizler son görgü tanıklarıyız. Güzellikleri ile bizi yaşatan dünyamız bizden sadece kötülük görmekten başka bir şey yapmıyor. Her neyse, saçma bir paradoks yaratmış işte.

Kibir dostum kibir. Ruhumuzun cehaletinden başka birşey değil bu bela. Her konuda sorun yaratan şey bu kibirdir. Sence hayvanlar ve bitkiler de kibirli midir dostum ? Bir papatya mesela, güzelliğini kıskanır mı gülün ? O vakit kendi güzelliğine ihanetmiş olmaz mı ? Belki işte bu yüzden koparılır papatyalar. Bu anlattığım tam bir saçmalık. Kendisini dinginlik peşinde sanan binlerce köle ruhtan bahsediyorum ben. Bir başkaları öyle istemiş diye körelen, yırtılmış ruhlardan. Bir çiceğin, çicek olmakla ilgili derdi nedir oysa ? İnsanlar dostum ah insanlar; uydurdukları şeylere çok güveniyorlar, tapıyorlar, uydurdukça uyduruyor, kendilerine bile düşman oluyorlar. Tanrıya tapan birinin tanrıyı anlamasını beklemem ama anlamaya çalışmasını anlayabilirim. Kendi yarattığı şeyi anlayabilir mi insan bunu sonra konuşuruz. İnsan dediğin kendisine ve çevresine zulüm etmiş hep. Kendi zulmünü vicdanlarından temizlemek için tanrısını yaratmış, onun için isyan etmemiş. Bu böyle süre gelir. Ben diyorum ki dostum, bu zulme yani masumiyete karşı yapılan zulme karşı tanrıya tapmak ve yalan göz yaşları dökmek kibirden başka nedir ha nedir ?

Bu kadar yeter. Vazgeçelim bunlardan. Elbet ufukta görünen gün ışıkları güzeldir. Ama biz dedik diye değil, güzel olduğu içindir. Hapishane dedim dostum. Bu bir ruh hapishanesi. Hayır, hayır tımarhane değil. Dedim ya kimse yok yanımda yalnız ben ve birkaç benden daha. Pek zamandır bilerek isteyerek bırakıyorum kendimi simsiyah gecelere. Ne aradığımı ne istediğimi filan bilmiyorum. Zaten hiç birşey bilmiyoruz da. Tutarlı çıkarımlar yapmaktan başka yeteneğimiz yok ve tutarlı bir çıkarım sonsuz kere tutarsızlık içerir. Hatalar yaparız ve hatalar sonumuz olacaktır elbet. O yüzden bundan korksak ne olur ? Zaten korkarlar, korkuyorlar. Korkaklıkta bir nevi düşünmemektir. Bu basit bir çıkarım tıpkı karşıdan gelen iri, vahşi bir köpeğin sana karşı ne yapıp ne yapmayacağını bilmemek gibidir. Hayatı zorlaştıran şeyler her zaman kolay öğrenilmiştir. Korku gibi. Ayrıca korku bir itaat biçimidir. Tıpkı istediklerine uymayan birini dövmek gibi. Hele bir de ibret olsun diye herkesin içinde döversen büyük etkiler yaratırsın. Ama bu etki sadece korkaklığı öğrenmiş kişiler içindir. İşte dostum işte o kendini çok üstün gören insan. Senin ve benim soysuz ırkım.

Bugünlük bu kadar yeter. Hava burada yağacak gibi. Ufukta yıldırımlar düşüyor. Herşey olabildiğinin en iyisini üretiyor. Sadece belki ufak bir destek veya bir şansla daha da geliştirilir. Ama bunu görmek, öğrenmek, düşünmek gerek. Dedim ya dostum, insan işte insan. Senin ve benim soysuz ırkım.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.