An

Adamın biri televizyonda, ağzında ne olduğu belli olmayan kelimelerle bağrınıp duruyordu. Kapadım. Hava bugün bir garip. Nereden çıktığı belli olmayan bir kasvet var yine. Masanın üzerinde dünden kalma bir kaç kağıt kalem, küller rastgele serpilmiş. Bu saçma dağınıklık, hayatımın kısa bir özeti gibi.

İçeriyi biraz havalandırmak için camı açıyorum, önce güzel bir parfüm havası giriyor, nereden geldiği belli değil, bir süre sonra bu koku da bıkkınlık veriyor, miğdem bulanıyor. Camı kapasam bir türlü, kapamasam havasız kalacağım. Yaşamım böyle aptal seçimler arasında şuursuzca gidip geliyor.


Bir ürperme ile uyanıyorum. Cam açık kalmış. Kanepede uyuya kalmışım. Akşam güneşi aptal aptal batıyor. Kapanma sırası geliyor. Yerde bir sürü kitap, bir daha yüzüne bakılmamak üzere atılmış, dağılmışlar. Kopuk sayfaları topluyorum. Kopuk sayfalarda garip, bulanık öyküler. Öyküleri sevmediğimi fark ediyorum.

Çay koysam mı, koymasam mı ? Güneş yok oldu. Üzerimde bir garip yalnızlık daha. Dünden kalma kaşar, bayatlamış iki üç dilim pizza dilimi… Beklentisiz yaşamın beklentisiz sonuçları buram buram kokuyor. Bir gürültü, ufuktan yavaş yavaş çoğalarak geliyor. Kocaman bir uçak kalkışa geçmiş, tüm heybeti ile üzerimize doğru geliyor. Bu camları kim açıp duruyor anlamıyorum. Camlar titriyor. Uçak kalkıyor. Camlar titriyor. Uçak gidiyor. Camlar titriyor. Uçak gitti.


Belki bir şeyler karalarım diye defteri açıyorum. Uzun zaman oldu, susukunluk dilimizde alışkanlık bırakmış. Dünya bir garip dönüyor diyorum. Sana da öyle gelmiyor mu ? Eski ruhların fısıldamaları duyuluyor diğer sayfalarda. Hepsinde bir nasihat. Kebir aleminden kelam alemine yolcuk başlıyor. Kendime dönüyorum. Zamanın bir köşesine atıp, orada unuttuğum kendimi bulamıyorum. Bir an, tüm bu işlerden sıkılıp, duvara bakıyorum.

Gözlerim. Gözlerim ağır ağır kapanırken, zihnim de dönen onca şey, yapraklarını kusmuş ölü bir ağaç gibi boşalıyor. Dünya bir garip dönüyor demiştim. Şimdi, dönmüyor. Bizi buradan götürebilecek hiç bir roman, hiç bir zaman, hiç bir insan, hiç bir ben, hiç bir sen yok. İsimleri unuttuğumu fark ediyorum. Bir dal kırılıyor. Masanın üzerinde ki fotoğraf albümünün sayfaları rüzgarla açılıyor. Eski ruhlar. Zamanın bir yerinde sıkışıp kalmış süretleri ile bana bakıyorlar.

Ve sonunda buradayım. Kışın terk edilmiş kumsallar gibi bomboş esiyorum. Rüzgar var hafiften. Güneş birazdan çıkar. Gitme vakti.