Aklımdan Kaçanlar

aklımdan kacanlar

Hangisi bu ? Neyi denemeye kalkıyoruz böyle hazırlıksız böyle çorak ? Dünyanın döndüğünü söylüyorsun, dönüyor mu ya cidden ? Sana bir şeyler fısıldıyorlar çünkü ancak fısıldayabilecekleri şeyleri anlıyorlar. Yazık.

 

Not düş tam buraya. Cümleler kısa, harfler uzun uzadıya bölünsün aklımda. Çıkmaz, çıkamaz olan her hayalini kurdum senin. Her neyse bir giriş için bu kadar çetrefilli oyun yeter. Tüm bunlar senin bana biraz ısınman için.

 

Zamana dair üç şey var. Bunu herkes bilir. Her kitap bunu anlatır, kitaplar seni vaftiz eder. Herhangi bir kitap tarafından vaftiz edilmediysen bu çok yazık. Hayatın berbat, üzgünüm. Peki berbat bir hayat yaşamaya hazır mısın sevgilim ? Ben değilim. Hayat için hazır olunur mu a sevgilim ? Hazır olmak la ilgili dalga da nedir ? Sanki su içerken su içmek için hazır olmaya benzemez mi bu aptallık. Ve boğulabilirsin, boğul.

 

Şarapla yıkandığını duydum son günlerde, ne o bana mı kızdın, ve sen bana kızdın. Neye kızarsan kız sevgilim, öyle yarım yamalak bir sarhoşluk içinde aşık olmaya kalkma bana ! Kızarım.

 

Doğum günüm yaklaşıyor ölüme giderken. Ne komik trajedi. Sabit efkar, sabit değişim. Sabit değişken saçmalığı da nedir bana bir anlat. Ne aptal matematik. Akıl denen şeyin kendini imha etmesi gibi. Uyduruk kuramlar, gerçekliğimizi yaratıyor olmasın bak ?! Hakaret olurdu bu. Sana, bana ve diğerlerine.

 

Bürünemediğin, bürünmek istediğin suratlara, vücutlara bakıyorum. Ne anlıyorsun tüm bunlardan anlamıyorum. Telefon uygulamalarına dönüştürdüler hayatlarımızı. Ekliyoruz, çıkarıyoruz, atıyoruz, siliyoruz. Bana ait anılarım, belki de en önemlileri, senin ve diğerlerinin elinde oradan oraya gezinip çöp oluyor. Beni dinlerken ne güzel kafa sallıyorsun. Söylediklerim doğru değil mi ? Bana katılıyorsun değil mi ? Katılma. Önemi yok. Elinde sonunda, öyle veya böyle, şöyle veya böyle, çöp olacağız. Çöp olmaya mahkumuz. Neyse bu basit çıkarımdan vazgeçelim. Bunu herkes bilir.

 

Öykülere bakar mısın hiç ? Neydi o kendi savaşında kaybolmuş subay ?! Neyse boş ver. Uçup gidiyor her şey aklımdan.  Hiçbir şey öğrenmiyor kafam, benimle inatlaşıyor. Kendimi sabote etmekten başka bir vasfım yokmuş gibi yaşamaya devam ediyorum. Şimdiye kadar gerçekleşmemiş şeylerin, gerçekleşmesini istemek gibi sürekli bir umut hali var. Ve haliyle sen bunu pek anlamazsın. Sen ne anlarsın ? Bunu ben söylemeyeyim, söylemem.

 

Peki ya Vronski ölseydi, Anna’nın hali ne olacaktı ? Kendini o trenin altına yine de atacak mıydı ? Böylesine çaresiz miydi ? Böylesine aciz bir inat mıydı ? Belki o zaman yazık bir roman olurdu. Ya da tam bir roman. Bana bu ruh bozukluğunu anlatıp, çözebilir misin ? Ya da bir şiire sığdırabilir misin ? Sanmıyorum. Sen kendi ruhunu bile çözemezsin. Sen şiir de sevmez, sevemezsin.

 

Neyse.

.

.

.

Neyse.

 

 

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.