Ağustos 2017

agustos 2017

Gençler İçin En Güzel Fransız Devrimi

 

İş kültürün gençlere yönelik güzel çalışmalarına rastlıyoruz ve “Gençler için” başlığı altında mini bir seri çıkardı. Gençler için En Güzel Sanat, Bilim gibi. Fransız Devrimi konusu da bunlardan biri olarak dikkatimi çekti.

 

Fransız devrimi başlı başına bir uzmanlık alanı ve insanlık tarihi içinde hem bir anıt hem de ibretlik bir dönem. Edebiyatta, şiirde, görsel sanatta bu olay üzerine esinlenilmiş onca eser var.  Bu yüzden iyi anlaşılması, hem tarihi bakımdan, hem de insanlığın ‘geldiği’ nokta itibari ile iyi ve doğru anlaşılması, anlatılması gerek.

Kitap bu konuda, hedef kitle olarak gençlik dönemlerini yaşayan çocuklara yardımcı olmak, merak uyandırmak için yardım ediyor. Kocaman bir dönemi, soru cevap şeklinde açıklamaya çalışıyor ve en kritik noktalarda açık noktalar bırakıp okuyucuyu da nereden başlaması gerektiğini işaret ediyor.

 

Şahsen bu kısacık anlatım ile, benim kafamda ki bir çok soruyu aydınlattı, olayları öğretti ve kafamda ki o kaosu belli bir kalıba soktu. Kitabın adında ki “Gençler için” belirtmesine aldanmamak gerekir, bence bu konuyu araştırmak için ve meraklı herkesin bir göz atması gereken bir başvuru kitabı denebilir.

 

Terör devrimini, monarşinin tavrını, burjuvazi ve kilisenin rollerini kısaca ama net bir şekilde görebildiğimiz bir kitap olmuş.

Böylesine uzmanlık gerektiren bir konuyu basit sorularla özetleyen ve öğretici niteliği olan kitap arıyorsanız, bu seri ve bu konuyu öneririm.

 

 

 

Candide ve Zadig

 

Voltaire’in yazdıklarını çok uzun zamandır merak ediyor ve ülkemizde eserlerinin azlığından yakınıyordum. Bu konuda Alfa yayınları, yazarın önemli eserlerini basmaya başladı ve umarım devamı gelir.

 

Voltaire ilginçtir ki, bir felsefi görüşü alıp ona eleştiri niteliğinde öyküler yazan bir yazar. Ama bu öyküler sırf öykü olsun diye değil, aksine direkt olarak fikre saldıran öyküler ve masalımsı bir dille okuyucuyu içine çeken ve bir solukta okunan olaylar dizesinden oluşuyor.

 

Candide mesela, Leibniz’in “Yaşadığımız dünya dünyaların en iyisidir” görüşüne karşı yazılmış bir eleştiri öyküsü. Yazar, bu ilkeye inanan kahramanın başına gelenleri ve ne olursa olsun bu ilkeye halen inanan felsefe hocasının perişan durumlarını eleştirel biçimde anlatıyor. Öykünün sonunda, yaşadığımız dünya dünyaların en iyisi değildir çıkarımı yapmamamız içten değil. Zaten bu düşünce tarzı da mantıklı bir zeminde değil. Ama bu konuyu burada açmayacağım.

Zadig ise, dürüstlükten, doğruluktan vazgeçmeyen bir kahramandır ve bu dünya düzeninde başına gelenleri konu alan bir öyküdür. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözünün kıyısından köşesinden yaklaşabiliriz bu öyküye. Bunun yanı sıra, masalsı anlatımı ile de hem taşıdığı fikri okuyucuya aktarması, hem de edebi biçimi oldukça kuvvetli bir eser.

 

Voltaire’in eserleri mutlak kütüphanenizde olmalı. Çeviri olarak akıcı ve absürt gelen hiçbir cümle yada kurguyu etkileyen hiçbir düzeltme yok.

 

Alıntılar;

 

“Büyük Zend kitabının dediği gibi, insanların buluştukları ve ayrıldıkları anlar, yaşamın en önemli anlarıdır.”[i]

 

“İnsan güzel bir kadın tarafından sevildiğinde der Zedüşt, bu dünyada içinden çıkamayacağı hiçbir iş yoktur.”[ii]

 

 

 

 

Altıncı Koğuş

 

“Aslında insan, iradesi dışında bir takım tesadüfler tarafından yokluktan var olmuştur. Peki neden ? Varlığın anlamını ve amacını öğrenmek ister, sorularına cevap alamaz ya da saçma sapan cevaplar alır.”[iii]

 

Ve daha nice sorular ve tespitler yapıyor Çehov. Son zamanlarda adını duyduğumda içimi ürperten, aklımı hüzünle kaplayan bir kitap okumamıştım. Altıncı Koğuş benim için bu kategoriye girdi.

 

Öncelikle Çehov’u böyle gecikmeli bir şekilde daha derinlemesine keşfettiğim için biraz kendime kızıyorum. Sadece tiyatro oyunlarında değil, öykülerinin de verdiği o derin anlamları görebilmek, hissedebilmek, içinde yaşadığımız bu sefil dünyadan bir nebze soyutlanmak beni ürpertiyor ve yazarı bir başka köşeye yerleştiriyor.

 

Altıncı Koğuş kitabını çıktığı ilk gün alıp okudum. Önce bir göz atmaya başladım sonra kanepemde, büyük bir dikkatle içine gömülmüşüm. Benim gözümde bir yazarı önemli kılan özelliklerden biri, bu güçtür.

 

Kitap, bir akıl hastanesinde, soylu bir akıl hastası ile o kampüste bulunan bir doktorun konuşmalarını ele alıyor. Bu konuşmalarda sorulan sorular, konuşulan konular felsefi olarak, varlık ve hiçlik üzerine, gerçeklik üzerine yazarın suallerini ve eleştirilerini barındırıyor. Öyle ki, okurken, sanki Dostoyevski’nin Yeraltından Notlarını okurcasına, yüzümüze, fikirlerimize tokat gibi indiriyor sözlerini Çehov.

 

“Bir canlı ne kadar basitse o kadar az duyarlıdır ve uyarılara karşı daha zayıf karşılık verir”.[iv]

 

Kitabın kurgusal yapısı, aslında hepimizin içinde ki ego ile öz benlik savaşlarını barındırıyor. İyi taraf (Doktor) ile kötü tarafın (Akıl hastası) çatışmasını, geçerli görünen düşüncelerin eleştirisini barındıran bir çok diyalog görüyoruz. Bu diyaloglar içinde taşınan felsefe ise biz okuru başka yerlere götürüyor ve okuru genel olarak bu konular üzerinde bir daha düşünmesi için belki de zorluyor.

Hikayede geçen betimleme ya da eserin anlatımına dikkat çekmeyi lüzumlu görmüyorum çünkü Çehov’un kurgusu ve anlatımı zaten kafanızda gereken sahneleri o bohem ve karanlık havayı direkt olarak yansıtıyor.

 

“Acıyı küçümseyebilmek, her daim memnun olmak ve hiçbir şeye şaşırmamak için işte tam da şu aşamaya gelmek ya da her türlü duyarlılığı yitirmek için sonuna kadar acıyla yoğrulmak, başka bir deyişle, artık yaşamamak gerekir.”[v]

 

Çeviri olarak çok temiz ve anlamsız ya da absürt hiçbir kelime kullanılmamış. Eserin etkisini korumuş. Derin ve anlamlı bir şeyler arayan okura şiddetle tavsiye ederim.

 

 

 

Vanya Dayı

 

Altıncı Koğuşu okuduktan sonra beni daha da çok meraklandıran yazarın eserine göz atarken uzunca bir süredir tiyatro okumadığımı farkettim ve Vanya Dayı’ya göz attım.

Bu oyunda da, belli karakterler üzerinde yaşadığımız dünyanın eleştirisini yapan diyaloglara rastlıyoruz. Vanya Dayı karakterinin söylemleri, içerdiği derinlik öykünün ana hatlarını belirlemiş. Bunun yanında Astrov’un söylemleri, görüşü ve tespitleri, dünyanın yaşanamaz bir hal aldığını da vurgulamakta ve desteklemektedir.

 

Eser, fikir olarak ve tiyatronun amacına uygun bir şekilde kurgulanmış ve okur olarak bizi sahnenin bir ucuna koyan gözlemciler olarak içine alıyor.

 

Çehov, klasikleri seven, kendini o döneme yakın hisseden ya da başka bir derinlik kazanmak isteyen her okur için okunması gereken bir yazar.

 

 

 

 

Gizli Tarih Cilt 1

 

Bu ay çizgi roman olarak, uzunca bir süredir merak ettiğim, Gizli Tarih serisinin ilk kitabını tercih ettim. Öyle ki ne iyi ne kötü yorum yapacağım.

 

Gizli Tarih, insanlık tarihi boyunca anlatılan ya da yaşanmış olayların perde arkasını kurgulamış ve fantastik unsurları çizgi üzerinden anlatılmış.

 

Dünyanın dört bir yanına yayılmış  dört büyülü taş ve onların sahiplerinin bu taşların tümünü elde etme savaşını izliyoruz. Her bir taşın kendine ait gücü var ve eğer yanlış kullanılırsa dünyayı felaketlere sürükleyebiliyorlar. Tabi haliyle, iyi ve kötünün savaşlarını özetle görüyoruz.

 

Seriye devam etmeyi şimdilik düşünmüyorum ama fantastik öğeleri, tarihsel anlatımları seven okurlar için güzel bir seri olabilir. Baskı kalitesi oldukça güzel ve masraftan kaçılmamış.

 

 

Yevgeniy Onegin

 

Herhangi bir rus klasiği okurken, karşıma mutlak bir Puşkin ya da Gogol göndermesi çıkar. Uzunca zamandır beklettiğim, Yevgeniy Onegin’i bir merakla okumaya başladım.

Şiir – Roman anlatımı aslında yeni bir şey değil tabi. Ama yazıldığı dönemde büyük etki yapmış bir eser olarak klasikler arasında yerini almış. Puşkin hakkında çok şey söyleniyor. Modern rus edebiyatının temel taşlarını ören yazarların başını çekiyor ve belki de rus edebiyatına girişte önce okunması gereken eserleri var. (Buna edebiyatçılar daha iyi cevap verir.)

 

Kitabın en vurucu kısmı, Puşkin’in kendi ölümünü yazmış olduğunu gördüğümüz kısım. Bilirsiniz Puşkin bir düello sonucunda hayatını kaybeder. İşte romanda da böyle bir düello ile karşılaşıyor ve düellonun sebebi olan kıskançlıkta, Puşkin’in hayatında yer alıyor.

 

Ben kitabı Ayrıntı yayınlarının çevirisiyle okudum ama daha sonra Alfa’nın Sabri Gürses çevirisi çıktığını gördüm. Biraz göz attım ve Alfa’nın çevirisi daha anlamlı, akıcı ve konuyu daha iyi anlaşılır biçimde anlatıyor. Tavsiyem kitabı Alfa yayınlarından okumanız.

 

 

Leonardo Da Vinci – 500 Görsel Eşliğinde Yaşamı ve Eserleri

 

İş kültür yayınlarının güzel serilerinden biri de görseller eşliğinde ki biyografi kitapları serisi. Bu seri içerisinde ki Leonardo Da Vinci kitabı ise, bu çok kişilikli adamın dünyasını bir nebze anlatıyor.

 

Kitap iki ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde doğumundan itibaren başlayarak hayatının sonuna kadar geçen dönemi, nasıl yetiştiğini nerede nasıl yaşadığını, hangi eserleri nasıl yaptığını anlatırken ikinci kısımda eserlerini büyük ebatlarda ve inceleme şeklinde okuyoruz.

 

Bu tip kitaplar değerli ve kısa olmasına rağmen hem öz hem çok aydınlatıcı. Bu seriyi devam ettirmeyi düşünüyorum. Van Gogh ve Rambrandt gözüme kestirdiklerim arasında.

 

Arşivlik ve dünyayı hem görsel hem fikirsel anlamda geliştiren bu adamları daha yakında tanımak için kütüphanede bulunması gereken eserler.

 

Ecinniler

 

Bu kitabın incelemesine; buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

[i] Voltaire, Zadig (2016), S.94, Alfa yayınları

[ii]Voltaire, Zadig (2016), S.95, Alfa yayınları

[iii] Anton Çehov ,Altıncı Koğuş (2017), S.23, İş Kültür Yayınları

[iv] Anton Çehov ,Altıncı Koğuş (2017), S.38, İş Kültür Yayınları

[v] Anton Çehov ,Altıncı Koğuş (2017), S.38, İş Kültür Yayınları