Yok Oluş

Düşlerin rengi olduğunu daha önce hiç duymamıştım. Hayatın, irli ufaklı anlık görüntülerden, şaşırılmış seçeneceklerden, kaybedilen zamandan ibaret olduğunu düşünürdüm. Dalgaların kokusu olduğunu da bilmezdim. Denizin sesini, yalanların ördüğü duvarları, yaklaşan fırtınanın habercisi olan rüzgarların dilini… bilmezdim. Tüm bu kargaşanın bir yolu, kaderin bundan çıkarını, bizim bunlarla ne işimiz olduğunu bilmiyordum. Anlatabileceğim hikayelerimin sıradan, kuru gürültü […]

Hiç

Sokağa atılmış, rüzgarda savrulan başıboş kibritler gibi, rastgele yaşıyorduk. Hep bir başımıza olmak, bir başlılığa sahip olmak, tüm bunların içinde diğerlerini dinlemek, söylenen her laf, her düşünceyi okumak, izlemek, bunlardan sıkılıyorduk. Yani, evet çokça sıkılıyorduk. Oysa güzel manzaraları biz de gördük. Güzel insanlar tanıdık, güzel gülüşler gördük, faklı zevkler aradık. Bir bulmacayı tamamlamak istermiş gibi […]

Insomnia

Gözlerim… Üzerimize yıkılmış dünyanın esareti altında ağır ağır kapanıyorlar. Geçmiş, bir karabasan gibi ağırlığını bırakıyor zihnime. Düşünceler… birbirini ardına geçmiş, dolanıp çözülememiş zincirler gibi özlem duygusuna, minnet duygusuna, merhamete kavuşuyorlar. Yılgınlık, göçebe bir cümlede sırıtan bir kelimeden başka bir şey değil omuzlarımda. Şafaklar, gecelerden doğuyor bir başına. Gözlerim.. Kapalı. Sensiz başlayan gündüzler, seni anlatan şiirlerle […]