Dram

dram

Şimdi size söyleyeceklerimi ben bile tasarlamadım. Ama her ne olacaksa beni ya deli sanacak, ya da benden nefret edecek, son tahlilde deli olduğuma hüküm edecek kadar nefret edeceksiniz.

 

Konuşmamızın bir yerinde olur ya sendelersem, takılırsam, cümleleri dolandırırsam, uzatırsam bağışlayın. Bu sohbetin bir konusu yok baştan belirtelim. Ne sen okur olarak bir şey alacak, ne ben anlatan olarak vereceğim. Bu yazı ilişkimiz ikimizi yorana kadar devam edecek. Sonunda ise silahlarımızı çektiğimizde, yalan düellolarımızın gururu yüzünden ikimizden birisi duvarda asacağımız bir tabloda hatıra olarak kalacaktır.

 

Her neyse baylar ! Ya da bayanlar… Adamın biri öykü yazmak için oturmuş koltuğuna malum. Sanki her öykü masa başında yazılırmış gibi. Adam oturmuş oturmasına ama az önce aklına gelenler ile yazdıkları arasında dağlar kadar fark varmış. O, aşk öyküsü yazmak istemiş, kalem diretmiş. O, polisiye yazmak istemiş, kalem diretmiş. O, kendini yazmak istemiş, kalem diretmiş. Canı pek sıkılan yazar, kalkmış odasının camını açmış, soğuk havayı ciğerlerine doldurduktan sonra bir daha oturmuş. Ama yok. Yine yok. Vallahi yok.

 

 

Baylar ! Bazen insan, arzularının esiri olur. Arzuları gerçekleştiğinde ise sonuçları bambaşka bir şey doğurmuştur. Size burada oturup sırlarımı dökmeyeceğim. Ama size olan öfkemin uçlarında dolanıyor, bir ip cambazı gibi bir o yana bir bu yana gidip geliyorum. Ne fark eder ?! Sizler cambazlardan ya da sirklerden anlamazsınız. Her gün oradan oraya giden saçma sapan araçlara tıkışır, bundan şikayet eder, gideceğiniz yere elinde sonunda ulaşırsınız. Hal öyle ki, bu uzun yolculuklarda, bedenleriniz gibi ruhlarınız da sıkışır. Bir insan düşünün baylar. Ruhu sıkıştığını nasıl anlar ? Tartıya mı çıksın ? Akıl doktorlarından durum raporumu istesin ? İnsanın ruhuna bakılabilecek herhangi bir test olur mu baylar ! Ya da bayanlar… ah bayanlar birazdan size de döneceğim ! Hele şu ruhları bir def edelim.

 

Ne diyordum ? Hah ! Şu yazar safsatası. Ne boş adam. Bir zaman geliyor, geçmişine baktığında, bomboş bir cehaletle karşılaşıyor bu adam. Ne yazık onun için. Hiç geçen tüm ömür. Ama öyle ya da böyle kendisine uygun gördüğü bir ortamı istese de istemese de yaratmış, koltuğunda oturuyor işte be !

 

Yazar şöyle bağırmış baylar ! “Bir şey sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümdür yalnız.”  Peki ölümü nereye koyalım. Onu hiçbir cebimiz kabul etmez. Ya da Çehov’a mı danışalım. Bu saatte ! Ama o şöyle derdi “Maddenin dönüşümü… Ölümün karşısında bu ucuz bahaneyle teselli olmak ne büyük korkaklık !”. Şimdi dosdoğru koşmaya başlayın baylar. Hiçliğinizi, faniliğinizi, kimsenin umurunda olmayan işe yaramaz hayatlarınızı, gururlarınızı, kibirlerinizi, sıkıştırın bir yerlere ve çekip gidin.

 

 

Ben bir kadın için öykü yazdım bayanlar ! Ne romantik. O ise Zweig’i bile tanımayan bir başkasının zekasına hayran kaldı sanırım. Her ne sikimse. Şimdi size ister şiir yazılsın, ister öykü, ister şarkılar söylensin, ister ip üzerinde takla atılsın ne fark eder ! Gerçek dediğiniz şey, var olduğunu sandığınız ufak gezegenleriniz üzerinde şans ile var oluyor, şans ile yitip gidiyorsunuz. Ne yazık ! Seçimleriniz, seçim olanaklarının fazlalığından dolayı yapayalnız kalıyor ve hiçbir zaman en doğruyu bulamıyorsunuz. Size bir sır vereyim. EN DOĞRUSU YOK ! Ya bir seçim yap yalan yanlış, ya da oyalama zaten boş geçen hayatını. Bayanlar ! Elinizi ya masaya vurup bir karar verin ya da… ya da.. Eeeeh.

 

Belli bir yaşa ilerledikçe bazı öfkeler duruluyor. Öyle sandığın kadar güçlü olmadığını görmeye başladıkça, cehalet gün yüzüne çıkıyor. Olmak istediğin kişi, şimdiki ile hiçbir ortak nokta barındırmıyor. Can sıkıcı bir durum bu. Sanki olmak istediğin kişi diye bir şey varmış gibi davranıyor, bu yüzden aptal umutlar doğuruyorsun. Peki ne fark eder ?! An vardır baylar ! SADECE AN ! Bir şeyi yaparsınız ya da yapmazsınız. Kaldı ki yapmamakta bir yapma eylemidir.

 

Ne o kelime oyunlarımı basit mi buldunuz ? Hah… Ustalığımı yatırıyorum bir köşede. Buraya sizin öykünüzü yazıyorum, farkında bile değilsiniz. O adam baylar ! Halen düşünüyor. Onun işi yaş. Ne kaleminde nizam var, ne de düşüncelerinde…Yanına kalan kocaman bir karanlık, bir de cehalet.

 

Bakmayın siz ona, öyle bir iki salınır sonra yatar.

 

 

Leave a Reply

1 × five =