Buruk Pencereler

Mahşerlerin dalgalı zindanlarında aklıma sahip çıksam diyorum. Şeytan belirdiğinde gölgeli lafların arkasında, heybeti külle bezenmiş sözler, cümleler, itiraflarda bulunuyorum. Öyle karanlıkta kalmış sıralara oturup, günah hapishanelerinde arınmaktan öte gidemiyoruz. Ne kavgalara ne de boş duvarlı nidalara bahaneler üretip duruyoruz. Akıl.. Akıl. Hocam nedir akıl ? Bu zifiri kalabalıklarda kör ebe oynarcasına kaybolmak mı ? Yitmek […]

Veda Günlükleri – VII

Muhteşem bir rüya gördüm dün gece. Ve en güzel yerinde lanet alarmım ötmeye başladı. Yorgun argın ama acayip bir damak tadıyla uyandım. Öyle güzeldi ki kaldığım yerden devam etmek için metroda, orada burada, gözlerimi kapayıp son sahneden devam etmek istedim. Rüya şöyleydi; Eve dönmek üzere uçak yolculuğuna çıkmışım. Çok büyük bir uçaktı. Başta herşey sakin, […]

Rüzgara Karşı Yürüyen Adam

Rüzgara karşı yürüyorum Yamalı caddelerinde bu şehrin. Düşümde Gülüşü deniz mavisi çocuklar Bir memleket var düşümde dostlar Sahibi çocuk suratlı adamlar Bir memleket var düşümde bu akşam Sahiden özlenilebilen bir diyar Ben bir başıma bir deli Ben sanki bin yaşında bir deli Bir memleket özledim ki sormayın Her yanı gülden kemerli Fakat ne işim var […]

Veda Günlükleri – VI

Ve hafta bitti. Garip başlayan bir hafta, garip biten bir son. İşe başlayınca tabi tüm düzen başkalaşıyor. Kitaplara daha az vakit ayırabiliyorum. O yüzden yolculuk sırasında yanımda kitap bulunduruyorum. Bu ara Terry Eagleton’ın İyimser Olmayan Umut adlı incelemesini okumaya çalışıyorum. Çalışıyorum demek zorundayım çünkü bu muhteşem incelemenin söylediklerini anlayabilmek için daha önce bir çok şeyi […]