Nisan 2017

Bu Ay Okuduklarım

Doktor Ox’un Deneyi

Garipti. Jules  Verne’den bu garip hikaye bana oldukça keyifli dakikalar yaşattı. Özellikle bu hikâyenin bana Bulgakov’un Ölümcül Yumurtalarını da anımsattı. Orada da deneyler yapan bir doktor ve yanlış ellere düşen bilimin, nelere yol açabileceğine karşılık bir fikirdi. Öyküde bu sefer yanlış eller, bizzat Doktor Ox’a ait.

Hikâyenin geçtiği yeri sevdim. Hiçbir yer. Ne haritalarda, ne de dünya üzerinde hiç duyulmamış görülmemiş bir yer. Bu yerin sakinleri arasında ne kavga var ne gürültü var. Her şey düzenli, sakin ve habersiz.

Doktor Ox ise bu sakinliği bozmak adına deneylerini el altından yürütmekte ve amacına ulaşmaktadır. Hikâyenin bütününü düşünecek olursam, birçok kitapta olduğu gibi insan doğasının değişkenliklerini, neden kavga edebildiklerini, yok yere ne kadar öfkelenebildiklerini ve bu değişimin hiç farkına varamamalarını aktarıyor.

Hoş bir yolculuk kitabı. İşten eve evden işe giderken bir çırpıda bitebilecek ve eğlenebileceğiniz bir eser.

 

Kısa Öykünün Büyük Ustaları

Öyküler güzel şeyler tabi. Tabi eğer güzel bir öyküyle karşılaşıyorsanız daha da doyurucu oluyor. Kitap, isminden ve kapağından da anlaşılabileceği üzere Amerikan ve İngiliz edebiyatının en seçkin kalemlerinden derlenmiş.

Özellikle Edgar Allen Poe ve Virginia Woolf’un öyküleri halen aklımda ve öne çıkan öyküler.

Bu tip derleme kitapları oldukça hoşuma gidiyor. Bilinmedik öyküler çıkabiliyor ve güzel vakit geçiriyoruz.

 

Yalnızlık Kime Benzer

Bu kitabı bir dergide görüp arkada yazan yazılara ve birkaç yoruma göre aldım. Semih Gümüş’ü ilk defa okuyorum ve nereye koyacağımı da bilemiyorum.

Bu kitap tam bir yalnızlık manifestosu. Romanın kahramanı yorucu bir ilişkiden yeni çıkmış ve düştüğü bu boşluk içinde yalnızlığı edebiyatın önemli yazarlarından alıntılarla, düşüncelerle harmanlayıp farklı bakış açısı sağlıyor. Bazen durup öylesine düşünürüz ya aklımıza ne gelirse, nereden gelirse. Ya da yazarın birini okurken, tüm düşüncelerimiz yeniden değişir, harmanlanır ya, öyle işte bu kitap.

Biraz bayılmak, hüzünlenmek istiyorsanız tavsiye edebilirim. Hoş bir yol arkadaşı. Ama bence evde sakin kafa ile okunması gerekli. Böyle başka açılardan bakan insanlarla tanışmak iyi oluyor.

 

 

Muhteşem Gatsby

Filmini kitabından daha önce izlemiş ve beğenmiştim. Kitabı okuyunca daha da bir beğendim.

Bazen, bazı durumlarda, bazı ilişkilerde, bazı anlarda, tıpkı Gatsby’nin durumuna düşmüyor muyuz ? Geçmişi eski haline getiremeyeceğimizi bile bile gözlerimizi kör eden umudumuza bağlanmıyor muyuz ?

Yazar bu psikolojik durumu üçüncü şahsın gördüklerinden anlatmış. Günlük gibi okunan bir kitap ve oldukça akıcı. Hikaye daha başından itibaren sardı beni. Karı koca ilişkilerinin, zenginlik ve ihtişamın gölgesinde amaçlanmış hayatlar, şımarıklıklar ama tüm bunların altında yatan saplantıları görüyoruz.

Gatsby’nin hikayesi de bu saplantılar üzerinden akıp gidiyor. Daisy ise yaşanan her şeye rağmen, umarsızca çekip gidiyor. Ve zaten kitabın gücünü de bu umarsızlık ile biten son alıyor sanırım. Ne acı, ne kadar boş.

 

Amcanın Düşü

Uzun bir zamandır Dostoyevski okumak istiyordum. Ama büyük romanlarından ziyada güzel bir hikâyesi peşindeydim. O yüzden Amcanın Düşünü tercih ettim. İyi ki de etmişim.

Bu kitap özellikle, yazarın sürgünden döndükten sonra yazdığı ilk kitap olmasından dolayı ilgimi daha çok çekti ki, döneminde çokça da eleştirilmiş bir kitap. Benim açımdan değişen bir durum olmadı tabi. Nefisti. Öyle ki, konusu zenginlik peşinde koşan ve kendi çıkarları doğrultusunda kızı dahil tüm insanların hayatlarını karıştıran bir insanın ettiği oyunları ve neticelerini anlatıyor. Her karakterin içine büründüğü psikoloji, aldığı kararlar, tavırları ve yaşadıkları incelikle işlenmiş ve diğer büyük romanlarına göz kırpmış.

Romanın detaylarına girmek istemiyorum. Salt bir Dostoyevski kitabı ve belki de okuduğum ilk trajikomik kitabıdır. Tabi yazarın, gözlem gücü ve psikanalizleri yerli yerinde ve kitaba bağlayan unsurların başında geliyor. Büyük bir konsantre gerektirmiyor ve akıcı bir şekilde okunuyor. Zaten çevirmeni de Nihal Yalaza Taluy.

 

Maymunlar Gezegeni

Muhteşemdi !

Uzun zamandır böylesine akıcı, böylesine bir oturuşta bitirilecek bir kitap okumamıştım. Ve bu kitaba karşı önyargılarım vardı nedense. Lakin daha ilk sayfalardan öyle bir sarıyor ki, nefessiz bırakacak derecede hikaye örgüsüne daldım gittim.

Yazıldığı dönemden çok öte, bizden de öte bir kitap. Özellikle sonu şoke edici. Uzay yolculuğuna çıkan bir çift, boşlukta dolanan bir şişeye rastlarlar ve şişenin içinde yazan öyküyü, kahramanımızın öyküsüdür bu, okumaya koyulurlar.

İnsanlığın sonuna, evrime, evrimleşmeye, öğrenmeye, bilinç denen şeye ve daha birçok şeye değinen kitap, ayrıca mükemmel bir eleştiri barındırıyor. Bilim kurgu kitabı olmanın ötesine geçiyor ve bana H.G. Wells’in Zaman Makinasını andırıyor.

Gözleriniz kapalı seçebileceğiniz, sürükleyici ve eğlenceli bir roman.

 

Az Şekerli

Ve bu eserle İş kültür yayınları Sait Faik’in tüm eserlerini yayınlamış oldu. Çokta güzel oldu. Hevesle elime aldım ve tabi iyi ki de aldım.

Kitap yazarın son eserlerinden ve röportajlarından oluşuyor. Başlarda kitaba çok yoğunlaşamadım ama sonrasında özellikle Bir Erkeğin Üç Hali adlı yazısında öyle bir dökmüş ki kalemini, bir an Dostoyevski’nin Yeraltından Notlarına geçtiğimi sandım. Birkaç sayfada bir hüzün ancak bu kadar derin bu kadar içten anlatılabilir diye düşünüyorum. Muhteşem bir gözlem gücüne sahip.

Sonrasında gelen İlk Okuyucu Mektubu adlı yazısı da mutlaka ama mutlaka okunmalı. Türkiye’nin kurtuluş savaşı zamanında kuvayi milliye’ye yardım etmiş, kurtuluş savaşçısının ona yazdığı bir mektuptan bahsediyor. Bu ufacık yazı, bir çok şeyi gözlerimizin önüne koymakta.

Ve bence kitabın en son yazısı olan Genç Edebiyatçılar’da öyle bir masa anlatıyor ki, masanın etrafında dönemin ve bence halen en büyük yazarlarının sohbetini anlatıyor.

Kısacası bu kitapta, hem gülüyoruz hem hüzünleniyoruz.

 

Uçma Sanatı

Her ay bir çizgi roman ! Birçok tavsiye ile aldım Uçma Sanatını ve beklentilerimin çok üzerinde çıkmasından dolayı mutluyum.

Bu çizgi roman serisi, Kırık Kanat ile beraber, yazarın, ailesine olan minnetini, onların, savaş sırasında nasıl bir hayat yaşadıklarını, neler gördüklerini, karşılaştıklarını yansıtıyor. Bir hatırat dersek ufak bir tanım yapmış oluruz ki, İspanya iç savaşının gölgesinde geçen roman, savaşın ne kadar aptalca, ne kadar sefilce, neler uğruna ne hayatların kayıp gittiğine ışık tutuyor. Bunun yanında romanın karakterinin küçüklüğünden ihtiyarlığına kadar geçen süre de dünyanın değişimine de tanıklık ediyoruz. Ve hepsinden öte, yazarın, karakterlerin düşüncelerini, anlam arayışlarını, nereden nasıl geldiğine dair muhteşem bir çizgi oluşturulmuş.

Bu tarz çizgi romanlar, sadece çizgi roman olmanın ötesinde, büyük kaynaklar oluşturmakta ve İspanya iç savaşına dair kesitlere de tanık olmaktayız.

Bir oturuşta bitiriyor ve keşke bitmesin dediğim romanlardan biri oldu.

 

 

Leave a Reply

three + 19 =